Kale-Mah.jpg

Kınık Caddesi üzerindeki Serapis Tapınağı ya da Bergama’daki yaygın bilinen adıyla Kızıl Avlu ile onun bir parçasından dönüştürülmüş Kurtuluş Camii’nin karşısına denk düşen, Cumhuriyet öncesinde birkaç Rum meyhanesinin bulunması nedeniyle Meyhane Boğazı denilen mevkie yakın sokaklardan biri Alp Sokak. Bir çatal ağzında Dede Sokak’tan ayrılıyor, yokuş yukarı tırmanıp bir kavis çizerek yeniden Dede Sokak’a bağlanıyor. Sokağa neden Alp adının verildiği bilinmese de Osmanlı belgelerinden Alp Sokak’ın da bulunduğu bölgede genelde Rum ve Türkler’in bir arada yaşadığını öğreniyoruz.

ALP SOKAK

Fotoğraflar ve metin:

TUĞBA YILMAZ

Sokak üzerinde bazısı tek katlı, bazısı ise iki katlı, yirmi üç ev bulunuyor. Özellikle taş yapıların çoğunda bodrum katları da var. Alp Sokak’ın en eski yapısının 22 kapı numaralı ev olduğu söyleniyor. Evlerin önemli bir kısmı orijinal görünümlerini kaybetmiş durumda. Ancak, yüz yılı aşkın zamandır sokakta bulunan Rum evleri sokağın atmosferini hem renkleriyle hem de mimari yapılarıyla belirliyor.

Evlerin bazılarında ön avlu, bazılarında arka avlu bulunuyor. Bazılarında ise her ikisi birden var ama bunlar oldukça küçük avlular. Avlularda çam ağacından üzüm asmasına, meyve ağaçlarından dişbudak ağacına kadar türlü türlü ağaçlar var ve bunlar akşamsefalarıyla birlikte sokağın taş ve betondan kaynaklanan sertliğini yumuşatıyorlar. Özellikle 22 numaralı evin ön kapısından taşan gövdesiyle dişbudak ağacı sokağa büyülü bir hava katıyor. 

Sokak sakinlerinin önemli bir kısmı Balkan göçmeni. Osmanlı’nın Balkanlar’daki hâkimiyetinin zayıflaması ve sonrasında tümüyle geri çekilmesi sürecini kapsayan 19. yy sonu ile 20. yy’ın ilk çeyreği arasında Anadolu’ya göçen veya mübadele ile gelen ailelerin bir kısmı Alp Sokak’ta yaşıyor. Doğdukları evde bugün de yaşamaya devam eden sokak sakinlerinin yanı sıra buraya yakın zamanda taşınmış olanların sayısı da az değil. Kimi aileler daha yakın bir zamanda Bergama’nın çevre köylerinden gelip Bergama’ya, Alp Sokak’a yerleşmiş. Aralarında Yörük kültürünü günümüzde de yaşatmaya ve tanıtmaya çalışanlar var. 

60 yaş üstü sakinlerin fazla olması sebebiyle sokakta emeklilik dönemlerini yaşayanların çoğunlukta olduğu anlaşılıyor. Çalışma hayatına devam edenler ise genelde çiftçilik yapıyor ya da çeşitli alanlarda işçi olarak çalışıyor. 

Alp Sokak’ın çocukları, sokağın üst kısmına oldukça yakın olan 14 Eylül İlkokulu’na gidiyor. İçinde bir eğitim müzesinin de yer aldığı 14 Eylül İlkokulu’nun yapıldığı yerde Osmanlı’nın son dönemine kadar ayakta olan Aya Teodari Kilisesi’nin iki granit sütunu bugün, oturup dinlenmek için kullanılıyor. Osmanlı Dönemi Bergama’sında Kale Mahallesi’nde yaşayan Ortodoks Hıristiyan Rumlar’a ait bir kilise olan Aya Teodari, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Rumlar’ın göç etmesiyle bakımsız kalmış, 1960’da çökme tehlikesi karşısında yıkılmış. Kilisenin çok görkemli olduğu, iç duvarlarında freskler ve ikonalar bulunduğu biliniyor.

Alp Sokak’ın, alt bölümüyle üst bölümünü ayıran hafif bir kıvrımı var; bu yüzden yukardan ya da aşağıdan bakıldığında sokağın diğer ucu görülemiyor. Bu kıvrım sokağı ve sakinlerini adeta ikiye bölüyor. Alt tarafta oturanlarla üst tarafta oturanların komşuluk ilişkileri daha zayıf. Özellikle üst taraftakiler birbirleriyle daha sık görüşüyorlar ve hemen her gün akşamüzeri kapı önü sohbetleri için buluşuyorlar. 

Mahalle kültürünü renkli bir biçimde sürdüren sokak sakinleri düğünlerde avlulara kurulan masalarda beraberce yemekler yiyor, kış yaklaşırken elbirliğiyle salça ve tarhana yapıyor. Uzun yıllardır birlikte gidilen piknikler de ilişkilerin sıcaklığının korunmasına yardımcı oluyor. Günümüzden 30-40 yıl öncesine kadar Pergamon Akropolü’nün eteklerindeki çam ağaçlarının altında yapılan piknikler, son yıllarda Kozak Yaylası’nın taze havasında, fıstık çamlarının gölgesinde yapılıyor.

ALP SOKAK - NO: 1

Sokağa Kızıl Avlu yönünden girildiğinde soldaki göz alıcı ve görkemli ev, İşarar ailesine ait. Ciddi bir tadilata ihtiyacı olan yapıda bugün kimse oturmuyor. 1 numaralı ev, hemen yanındaki mavi demir kapılı evde yaşayan Ali Osman ve Hatice İşarar’ın bir önceki evleri…

Ali Osman Bey’in babası, 1. Dünya Savaşı sırasında Selanik’ten göçerek Bergama’ya yerleşmiş. Selanik’te oldukça varlıklı çiftçi bir ailenin çocuğuyken malvarlıklarını tamamen kaybedip kardeşleriyle Bergama’ya gelmişler ve onlar için hayat sıfırdan başlamış. Yeni kurdukları hayatın temelinin sağlamlaştığı 1 numaralı ev aile tarafından 1974’te satın alınmış. Ali Osman Bey ve erkek kardeşi Cengiz İşarar evlendikten sonra da bu evde anne babalarıyla birlikte, üç aile olarak yaşamışlar. En son anneleri vefat edince kardeşlerden Cengiz Bey mahalle dışına taşınmış. Ali Osman Bey ise evin hemen yanındaki daha önce 10-15 adet büyükbaş hayvan yetiştirdikleri ve sağdıkları sütü satarak geçimlerini sağladıkları alanda yeni bir ev inşa etmiş. Üç çocuğu ve eşiyle birlikte eskisinin bitişiğindeki yeni evlerinde (No: 3) yaşamaya başlamışlar. 

Tuğba_AlpSokakIMG_0873_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 3

Sokak tarafından sadece beyaz duvarları ve mavi demir kapısı görünen ama kapı açıldığında çiçeklerle ve birkaç meyve ağacıyla renklenmiş tertemiz bir avluya sahip 3 numaralı hane, İşarar ailesinin yeni evleri. Avlunun arka tarafında, geçmiş yıllarda hayvan bakılan, şimdilerde ise depo olarak kullanılan bir yapı var; sol tarafta da çiftin oturduğu iki katlı ev bulunuyor. Ali Osman Bey süt besiciliği dışında tütün ve pamuk yetiştirip TARİŞ’e satarak ailenin geçimini sağlamış. Çandarlı doğumlu Hatice Hanım ile 1972 yılında evlenmişler. Hepsi Bergama dışında çalıştığı için sık göremedikleri çocuklarına duydukları özlem ve sevgileri gözlerinden okunuyor. 85 yaşındaki Ali Osman Bey ile 68 yaşındaki Hatice Hanım hayata birlikte tutunmuşlar, yaşları arasındaki fark erimiş adeta fark edilmez olmuş.

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (11)_web.jpg
TugbaYilmaz_AlpSokak_ (7)_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 4

Sokağın sağ tarafında yaşamın devam ettiği ilk ev Fahriye ve Bahriye Onuk kardeşlerin. Abla Bahriye 1958 doğumlu; akşam serinliğinde kapının eşiğine oturup gelen geçene bakıyor. Yakın zamanda beyin ameliyatı geçirdiği için geçmişi çok net hatırlayamadığını söylüyor. Kardeşi Fahriye 1963 doğumlu. Meyhane Boğazı’na yakın olan eski Kız Meslek Lisesi’nden mezun olmuş. Babalarından kalma bu evde ikisi birlikte yaşıyor.

 

Selanik göçmeni babaları Bergama’da at arabacılığı yapıyormuş, zamanında bir turist Cumhuriyet Meydanı’nda babaları Ali Onuk’un o dönemden kalma siyah beyaz bir fotoğrafını çekmiş. Fotoğrafı bastırıp getireceğine söz vermiş; sözünde duran turistin getirdiği fotoğraf hala hatıra olarak saklanıyor. Anne tarafı ise eski dönemlerde Bergama’da oldukça yaygın olan leblebi üretimi yapıyormuş. Bu evde doğmuşlar, hiç ayrılmamışlar, 60 yıldır bu sokakta yaşıyorlar. Genel olarak çiftçilikle geçimlerini sağlamışlar. Dikkatlice bakıldığında küçük bir avlunun içinde ağaçların arasından evin iç duvarları seçiliyor ama iki kız kardeşin muhtemelen zorlu ve yalnız geçen hayatlarının hikâyesi de sanki o duvarların içinde saklı kalmaya devam ediyor.

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (9)_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 9

Ev oldukça eski ama mimarisi oldukça dikkat çekici. Evde oturan Reyhan Demir ve eşi Ayşe Demir evin bakımını yapma karşılığında kiracı olarak yaşıyorlar; ev sahiplerini pek tanımıyorlar. 1951 yılında Çitköy’de doğan Reyhan Demir yaklaşık on yıldır Parkinson hastası ve yürümekte zorlanıyor. Ayşe Demir aslen 1958 ylında Kınık’ın Sucahlı Köyü’nde doğmuş. Tarım işçisi olarak haftanın yedi günü çalışıyor. Ev, iş ve eşiyle ilgilenmekten yorgun düşen vücuduna rağmen yüzü gülüyor, yaşamayı seviyor. İki yetişkin oğulları var, zaman zaman onlarla ilgilenmek için eve uğruyorlar.

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (19)_web.jpg
TugbaYilmaz_AlpSokak_%20(13)_web_edited.

ALP SOKAK - NO: 10

10 numarada Hüsniye Ergül oturuyor. 1950 doğumlu Hüsniye Hanım 50 yıldır kayınvalidesinden kalma evinde yaşıyor. Aslen Bergamalı olan iki çocuklu Hüsniye Hanım’ın eşi uzun yıllar terzilik yapmış.

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (18)_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 15

15 numarada Bahtiyar Şaşmazer oturuyor. 86 yaşındaki Bahtiyar Hanım’ın ailesi Kosova Piriştine’den gelmiş. İki yıl kadar Çeşme, Alaçatı’da kaldıktan sonra Kınık’a yerleşmişler. Bir süre camideki odalarda kalmışlar ve Bahtiyar Hanım da caminin bir odasında doğmuş. İlkokul mezunu olan Bahtiyar Hanım, 35 yıl yaşadığı Kınık’tan eşinin tayininin çıkması nedeniyle ayrılarak Bergama’ya yerleşmiş. Üçü kız, üçü erkek, altı çocuğu var. Askerlik Şubesi’nden emekli eşi Cemal Bey 1988’de vefat etmiş. Cemal Bey’i sevgiyle anıyor ve onunla ilgili hala taze anıları var. Kozak tarafına ailecek pikniğe giderlermiş ama araç olarak sadece bir motosikletleri varmış. Önce çocuklardan birini ve erzakları alırmış Cemal Bey, diğerleri de yürüyüşe başlarlarmış Kozak’a doğru. İlk çocuk bırakıldıktan sonra baba diğerlerini almaya gelirmiş sırayla; bu sırada kalanlar da yürüyüşe devam edermiş. Pikniğe ancak, en son anne Bahtiyar Hanım da alınınca başlanabilirmiş. 

Evin üst katında oturan gelinleri bir süre önce taşınmış. Torunu Aliağa’da yaşanan bir patlamada ölmüş. Onun üzüntüsü hala yüreğinde. Üsküp’te yaşayan dayıları varmış ve zamanında iki kez onların ziyaretine gitmiş; onları da özlemle anıyor. Yaşlı bedenine aldırmadan kendi kapısı ve karşısındaki metruk binanın önündeki saksılarda biberlerini yetiştirmeye devam ediyor. 

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (20)_web.jpg

17 numarada oturan Fatma Yeter de sokağın yeni sakinlerinden. 2015’ten bu yana yalnız yaşayan ve daha fazla bilgi vermek istemeyen Fatma Hanım, Mahmudiye Köyü’nden gelmiş. 

ALP SOKAK - NO: 17

ALP SOKAK - NO: 20

Sokağın belki en dikkat çekici karakterlerinden Şengül Ataş 1969, Bergama doğumlu. 21 seneden beri mahallede yaşıyan Şengül Hanım, oğlu, kızı ve torunuyla birlikte kalıyor. Bakkallık yaparak geçimini sağlıyor. Aslen Bergama’nın Katrancı Köyü’nden gelmiş mahalleye. Hem bir birey, hem de bir kadın olarak nasıl ayakta kalınabileceğinin canlı örneği adeta. Ön avluda bembeyaz çamaşırlar asılı, bidonlarda salçalar ve turşular dizilmiş. Bir Yörük kadını olan Şengül Hanım, kültürüne son derece bağlı ve elinden geldiğince yaşatmaya çalışıyor. Ev, eşyalarıyla ve Şengül Hanım’ın kendi üretimi de olan giyim ve tekstil ürünleri ile adeta bir etnografya müzesi. Bergama Yörük Kadınlar Derneği’nin başkanlığının yanı sıra Ege Bölgesi İzmir Yörük – Türkmen Federasyonu Kadın Kolları Başkanlığı yapıyor.Yörük kadınlarının çok sevdiği canlı renklere sahip giysiler onun için mutluluk ve pozitif enerji kaynağı. Özellikle hayvancılıkla geçinen kadınların hayvanları otlatırken doğada karşılaştıkları renkleri ve çiçek desenlerini giysilerinde, örtü ve çarşaf gibi tekstil ürünlerinde kullanmayı çok sevdiklerinden bahsediyor. Antika eşya ve kıyafetleri biriktirip bir odasında sergilemeyi seviyor. Sandığından çıkarıp astığı en sevdiği kıyafetleri odaya ayrı bir hava katmış. Eski bir pikap ve radyolar, gaz lambası, süs eşyaları ve kıyafetlerle dolu odada insan, hangi ayrıntıya bakacağını şaşırıyor. Eskiden hamur yoğurmak için kullanılan bir tekne boyanarak orta sehpa olarak değerlendirilmiş.

Perdeler, kıyafetler ve örtülerde kanaviçe işleri özellikle dikkat çekiyor. Kendisinin işledikleri çoğunlukta olan bu parçaları, emeğe duyduğu saygıdan dolayı sık sık kullanmaya çalışıyor. Özellikle kış mevsiminde pazen kumaştan kıyafetler yapıp giydiğini söylüyor; bunların sağlıklı, ucuz ve güzel olduğunu düşünüyor.  Bergama Yörükleri’ne özgü yemekler de Şengül Hanım’ın elinde hayat buluyor. Odun ateşinde yapılan patlıcan yemeği ‘çığırtma’nın ünü Bergama’yı zaten aşmış durumda. Dibile tatlısı ise damat tarafının gelin tarafına götürdüğü özel tatlılardan biriymiş. Önce kızartılan sonra da pekmezli şerbete yatırılan bir hamur tatlısı olan dibilenin diğer adı bu yüzden Gelin Tatlısı olmuş. Yörükler 16. yüzyıldan itibaren Bergama’nın Madra, Yunt ve Karadağ civarına gelmeye başlamışlar. Konar-göçer yaşamları yayla-kışlak arasında devam ederken 18. yüzyıldan sonra devletin zorlamasıyla yerleşik hayata geçmişler. Şehirleşme arttıkça Bergama’ya çevre köylerden gelip yerleşen Yörük sayısı da oldukça artmış. Kale Mahallesi’ndeki değişim hakkında en net cevap Şengül Hanım’dan geliyor. Uzun süre üzerine ölü toprağının serpildiği Kale Mahallesi’ne ilginin arttığını düşünüyor. Eski evlerin satın alınıp restore edildiğini, yerli halkın da mahalleyi daha fazla ziyaret etmeye başladığını söylüyor. 

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (17)_web.jpg
TugbaYilmaz_AlpSokak_ (16)_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 21

21 numarada oturan İbrahim ve Ayşe Şengül Yıldız yetmişlerine merdiven dayamış dört çocuklu bir çift. Dört yıl önce Ayasköy’den kiracı olarak bu eve taşınmışlar. Ayşe Hanım aslen Antalyalı. Çiftçilik yapan İbrahim Bey ise Balıkesir, İvrindi doğumlu. 

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (8)_web.jpg

ALP SOKAK - NO: 23

Sokağın alt kısmında iki ev dışında hayat belirtisi oldukça zayıfken üst taraflar çok daha hareketli. Yaz aylarının sonlarında bir gün, 23 numarada oturan Nihal Aksucu elinde cep telefonuyla telaşlı bir şekilde sokağın bir aşağısına bir yukarısına koşuşturuyor. Heyecanla evin adresini tarif ettiği kişi bir süre sonra sokağın alt ucunda arabasıyla görünüyor. Pikap türündeki araç evin önüne yaklaştığında anlaşılıyor ki bir haftadır varillerde tuzlanmış ve çürümeye bırakılan domatesler çektirilecek. Pikabın arka kasasındaki ekipman hızla indirilerek kuruluyor. Kadınlar mavi plastik bidonlarda domatesleri getirmeye başlıyorlar ağır ağır. Domatesler makineye çekilmek üzere dökülürken, makinenin ağzından dökülen püreler büyük plastik kovaları dolduruyor. 20-25 dakika içerisinde kilolarca domates çekilerek kışlık salça yapma yolunda en önemli adım atılmış oluyor. Bu sırada sokağın kadınları taburelerde ve kapı eşiklerinde oturup bir yandan elişlerine bakıyor, bir yandan Nihal Hanım’ı yönlendiriyorlar. Her kafadan bir ses çıkarken Nihal Hanım hepsini sabırla yanıtlıyor.

TugbaYilmaz_AlpSokak_ (6)_web.jpg
Kale-Mah.jpg