Kale-Mah.jpg

Keşfini amaçladığımız sokağı bulmak için İzmir’den Kale Mahallesi’ne ikinci ziyaretimizi, yazın en sıcak günlerinden birinde yaptık. Bize söylenen, günün öğlen saatlerinde sokakların boş olma ihtimalinin çok yüksek olduğuydu. Gerçekten de öyleydi. Sıcağın, pandemi sürecinin, belki de tamamen şansımızın etkisiyle uzun bir zaman boş sokaklarda yürüyerek mahalleyi dolaştık. Soluklanma için mekân arayışına girince mahallenin yokuşlarını tırmandık ve önümüze çıkan meydanda, Domuz Alanı’nında durduk. Alandaki çeşmenin yanında biraz soluklandık. Meydanın ferah mimarisi, serince esen rüzgâr rahatlamamızı sağladı.  

domuzalanı_harita-Model_YT_web.jpg

DOMUZ ALANI

Fotoğraflar ve metin:

EREN SULAMACI

PINAR BOZTEPE MUTLU

Sonradan Bergama Ticaret Odası’na bağlı olduğunu öğrendiğimiz Akropol Restaurant’da çaylarımızı yudumlarken bulduk kendimizi. Kale Mahallesi’nde yaptığımız ikinci gezinin ortasında Domuz Alanı bizi büyülemiş ve ilgimizi çekmişti. Burası üzerine odaklanmaya karar verdik. Alanda yaşayan insanlarla yaptığımız sohbetler de bu hislerimizi doğrular nitelikte idi. Alan mahallenin diğer bölgelerine göre daha ferah ve huzur veren bir auraya sahipti.

 

Halk arasında Domuz Alanı olarak bilinen bölge İttihat Terakki Caddesi üzerinde bulunan, etrafı konutlarla ve turistik işletmelerle çevrili bir meydan. Tarih boyunca Domuz Alanı ve çevresindeki sokaklarda çeşitli inanış ve kültüre sahip insanlar yaşamış. Zamanında avlanan hayvanların toplandığı bu bölge, yörenin domuz tüketmeyen Yahudi ve Müslüman sakinleri tarafından bu isimle anılmaya başlanmış. Eski fotoğraflarında görülebildiği gibi düzensiz bir peyzaja sahip olan alan 1998'de Bergama’daki Cumhuriyet Meydanı’nı da tasarlayan Cengiz Bektaş tarafından yeniden düzenlenmiş ve günümüzdeki haline erişmiş. Alanda Ticaret Odası Sosyal Tesisi olan Akropol Restaurant ve Vedat Ateş’in işlettiği Elaia Otel ziyaretçilere hizmet veriyor. 

Mimar Cengiz Bektaş’ın 1998 senesinde Domuz Alanı üzerine yaptığı eskiz ve aynı dönem çektiği fotoğraflar (SALT Araştırma, Harika-Kemali Söylemezoğlu Arşivi).

Domuz Alanı’na ulaşana kadar Kale Mahallesi’nin dar sokaklarında, bir sokaktan ötekine, adeta bir labirentin içinde seyahat ediyorsunuz. Meydana ulaşmak bir mükâfat gibi… Alanda oturup etrafı, insanları izlemek geliyor içimizden. Burasının sakinleri de hayatlarını tıpkı bu hisle yaşıyor olmalılar ki, konuştuğumuz herkesle ilk tanışmamız onlar evlerinin önünde otururken oldu. Kale Mahallesi’nde sıkça gördüğümüz satılık ev ilanlarının aksine, alanda yaşayan insanlar burada yaşamaktan çok memnun ve tadını çıkarıyorlar; bir yere gitmeye niyetleri de yok gibi.

 

Talat Erkaraman ve ailesi, komşuları Makbule Çelen’in oğlu Aynur Bey gibi doğma büyüme Domuz Alanlılar. Şaziment Gümüş de çok uzun yıllardır alanın sakinlerinden. Evlenip İstanbul’a giden, 22 sene sonra memleketine geri dönen Ayşen Kurugöl ve ailesi de doğma büyüme Kale Mahalleli. Ayşen Hanım’ın Bergama’daki tercihi doğup büyüdüğü Ulu Camii sokağından sonra Domuz Alanı olmuş. Aslen Erzurumlu olan Nigar Çandır ise Bergama’ya gelin gelmiş. Alanda yaşayan bir de Fransız çift var. Jean Louise ve eşi Janic’in neredeyse 30 yıldır senenin yarısını Paris’te, diğer yarısını da Domuz Alanı’nda geçirdiklerini söylüyor komşuları. Her ne kadar sohbet talebimize olumsuz yanıt verseler de mahalleli ile iyi anlaştıkları belli, her gittiğimiz evde onlardan bahsediliyor.

DSC03272_web.jpg

TALAT ERKAHRAMAN VE AYNUR ÇELEN

İlk durağımız Akropol Restaurant’ın hemen yanındaki ev oldu. Kapılarının önünde oturan Talat Bey bizi, eşi ve kızı ile birlikte selamladı. (sağda) Talat Bey bu evde doğmuş ve büyümüş. Uzun yıllar tekstil işinde çalıştıktan sonra erken yaşta emekli olmaya karar vermiş. Ailesi ile birlikte yazları domuz alanında, kışları Atatürk Mahallesi’nde oturuyor. Çocukluğunda ailesi geçimlerini pamuk ve tütün ekimiyle sağlıyormuş. 30-35 sene önce alanın çok daha hareketli olduğundan söz ediyor Talat Bey. İnsanlar öldükçe, şehirlere dağıldıkça alanda yaşayan sakinler de azalmış. Eskiden burası çeşitli kutlamaların, düğünlerin yapıldığı bir alanmış. 

Talatin annesi_web.jpg

Talat Bey’in annesi evlerinin önünde poz veriyor. Meydanın eski peyzajı fotoğrafta görülüyor.

Talat Bey tam bunlardan bahsederken, uzaktaki birini görüp sesleniyor. Seslendiği kişi Aynur Çelen, Talat Bey’in çocukluk arkadaşı; 14 Eylül İlkokulu’na beraber gitmiş-

DSC03296_web.jpg
DSC03277_web.jpg
DSCF5813_web.jpg

ler. Aynur Bey yan evde, annesi Makbule hanım ile yaşıyor. Bir süre Muğla’da ve Ayvalık’ta yaşadıktan sonra Domuz Alanı’na geri dönen Aynur Bey’in babası Almanya’da çalışmış. Onlar da Talat Bey ile birlikte Almanya’ya gitmek istemişler fakat kendi söyleyişiyle kısmet olmamış. Aynur Bey’in annesi ve babası şimdi Les Pergamon Otel olan binada eğitim veren Gazi İlkokulu’nda okumuşlar. 

DSC03229_web.jpg
DSC03263_web.jpg
DSCF5799_web.jpg
DSCF5815_web.jpg

Aynur Bey de arkadaşı Talat Bey gibi eskiden alanın daha hareketli olduğundan, şu an terk edilmiş olan her evde bir ailenin yaşadığından bahsediyor. O sırada eski fotoğraflara bakmaya başlıyoruz. Bize çocukluk anılarını anlatıyorlar. Kışın yollar buz tutunca Akropol Restaurant ile evlerinin arasındaki yokuştan kızakla kaydıklarını söylüyorlar. 

Talat Bey’in aile albümündeki çocukluk fotoğraflarının bazısında günümüzde de manzarada dikkat çeken servi ağacını görüyoruz. Bütün çocukluğunun bu alanda huzur içinde geçtiğinden bahsediyor iki arkadaş. Domuz Alanı’nın her tarafı görebilen açıklığında aileleri onları izlerken, coşkuyla ve özgürce oynamanın tadını çıkarmışlar. Tıpkı biz sohbet ederken Talat Bey’in kızı ve arkadaşlarının yaptıkları gibi… Belli ki mekân bir çocuk için ideal bir oyun alanı, aileler için ise bir sahne havasındaymış. 

Talat Bey ve Aynur Bey tarım alanındaki ekonomik sorunlar üzerine sohbete başlıyor. Özellikle pamuk ve domateste yerel üretimin desteklenmediğinden bahsediyor. “Domatesin kilosu 1 lira. Ekmeye, biçmeye değmez. Pamuk, tütün ekerdi babalarımız, o mahsulün parası ile bir sene geçinirdik. 20 ton pamuk toplayan, 2 ton pamuk satıp araba alırdı.” diyorlar. 

Aile albümünün içerisinde bir portre fotoğrafına denk geliyoruz. Aileden olmamasına rağmen albüme giren bu şahıs dönemin ‘delikanlılarından’, ‘abilerinden’ Gül Ali. Meşhur bir Bergama türküsü olan, ‘’Yerden aldım keseri” diye de bilinen bu türkünün kahramanı Gül Ali sevgi, saygı ile anılıyor. Kendisiyle ilgili anlatılan hikâyeler daha çok çapkınlığı ve coşkulu yaşamından izler içeriyor. 

gulali_web.jpg

NİGAR ÇANDIR

Çıkmaz bir sokağa girdiğimizde Nigar Çandır karşılaştık. Nigar Hanım bizi görünce tülbentiyle ağzını kapattı, biraz tedirgin oldu. Tedirginliğinin sebebini sonradan öğrendik. Yakın dönemde iki beyin ameliyatı olmuş, üçüncüsü için sıra bekliyor. Kendisine bir türlü sıra gelmemesinden, sağlık hizmetlerine ulaşmanın güçlüğünden yakınıyor. 

Nigar Hanım aslen Erzurum İspirli. Bergama’nın bir köyüne gelin gelmiş. Memleketinde çiftçi olmasına ve köyde yaşamasına rağmen Bergama’daki köyü ‘geri’ olarak niteliyor ve oradaki hayata adapte olamadığını anlatıyor. Biri kız, iki çocuğu olmuş. Eşini zorla ikna etmiş de şehre, Bergama’ya öyle taşınmışlar. İkna yöntemi olarak ayrılıkla tehdit ettiği eşine “İstersen çöpçülük yap, yeter ki taşınalım.’ demiş ve gerçekten de eşi Bergama’ya ilk geldiklerinde belediyede temizlik işlerinde çalışmaya başlamış. Amacına nasıl ulaştığını anlatırken gülmekten kendini alamıyor. 

Nigar Hanım Domuz Alanı’nda çok mutlu olduğunu söylüyor. Geçmişinde içini burkan tek şey ailesinden uzak kalmak olmuş. “Ne pahasına olursa olsun insan ailesine yakın olmalı.” diyor ve kaybettiği anne ve babasını anarken “Onlara doyamadım.” diye ekliyor. Bu nedenle kızını da başka yere gelin vermek istemediğini, hep yakınında yaşamasını istediğini ve bu dileğinin gerçekleştiğini söylüyor. 

Hastalığından dolayı nadiren dışarı çıkan ve bu hakkını torununu görmek için kullanan Nigar Hanım rahatsızlığından bahsederken tarihte bir sağlık merkezi olan Asklepion geliyor aklımıza. Kendisine ören yerini ziyaret edip etmediğini sorduğumuzda oraya hiç gitmediğini söylüyor. Hayat mücadelesi oraları görmesine fırsat vermemiş. 

DSC03719_web.jpg
DSC03809_1_web.jpg

ELAIA HOTEL

Nigar Hanım’ın evinin hemen yanında bulunan Elaia Otel e uğruyoruz. Elaia kelime anlamı olarak zeytin ağacı demek ve otelin kapısından girdiğinizde bir tanesi avluda gözünüze hemen çarpıyor. Otelin işletmecisi Vedat Ateş beş sene önce İstanbul’dan Bergama’ya taşınan bir Urfalı. 

Vedat Bey, pek çok farklı milletten turistin bu alanı ziyaret ettiğinden bahsediyor. Yörenin arkeoloji çalışmaları konusunda zenginliğinden ve ağırladığı arkeologlardan konu açılıyor. Vedat Bey’in ablası da bir arkeolog ve Bergama kazı çalışmalarında görev alıyor. Vedat Bey de konuştuğumuz diğer mahalle sakinleri gibi orada olmayı tercih eden ve bu tercihiyle mutlu olan insanlardan. Bölgede yaşayan herkesi tanıyor, hikâyelerini biliyor. 

Kale Mahallesi’nin dönüşen yapısı dolayısıyla sıklıkla karşılaştığımız bir mevzu da restorasyon çalışmaları oluyor. Elaia Otel’in sırasında, Fransız çiftin mavi cumbalı evinin yakınındaki tadilat iskelesi olan konuta takılıyor gözümüz. Taş evi İstanbul’dan birilerinin aldığı ve restorasyona başlandığı söyleniyor. Çalışmalar için bakanlıktan hibe de çıkmış ancak çalışmalara devam edilmemiş. Bu yüzden hibenin de zaman aşımına uğradığı söyleniyor. Mahallenin büyük çoğunluğu evlerin restorasyonuyla ilgili bir takım prosedürle meşgul oluyor, kimi tamamlayıp yasal haklarına sahip oluyor, kimi de çeşitli nedenlerle başlayamıyor ya da yarım kalıyor. Genel anlamda dönüşüme yönelik bir hareketlilik söz konusu. 

Fransız çiftin evinin diğer tarafında metruk bir evle karşılaşıyoruz. Kapısından giremediğimiz evin pencere kısmından manzaranın güzelliğini fark ediyoruz. Evde daha önce yaşamış olanların bölgeye tepeden bakmanın keyfini sürmüş oldukları çok açık.  

DSC03786_web.jpg
DSCF5795_web.jpg
DSCF5837_web.jpg

ŞAZİMENT GÜMÜŞ

Civarda dolaşırken bir önceki ziyaretimizde de karşılaştığımız Şaziment Gümüş’ü görüyoruz. Şaziment Hanım orada olduğumuz süre boyunca bastonuyla yavaş yavaş ama uzun uzun mahallede dolaşıyor. Bir süre sonra evinin kapısının önünde otururken görüyoruz. Bize el sallıyor ve yanına çağırıyor. Kendisini tanımaya çalışırken, kulakları çok ağır işittiği için oldukça yüksek sesle konuşmamız, yaklaşmamız ya da beden diliyle kendimizi ifade etmemiz gerekiyor. 76 yaşında olduğunu söylüyor. 45 yıldır Domuz Alanı’nda yaşadığını, bir dönem eşiyle birlikte Almanya’ya gittiğini fakat eşi vefat edince Bergama’ya geri döndüğünü anlatıyor. 

Şaziment Hanım oğlu ile beraber yaşıyor. İki tane de kızı varmış ancak biriyle görüşmüyormuş. İki oğlu daha varmış, onlar da arada gelip ilgileniyorlarmış. Belediye yemek gönderiyormuş kendisine. Şaziment Hanım’ın hayatı pek çok trajediyle geçmiş. Eşinin ölümünün ardından epey zorlu mücadeleler vermiş. 

“45 yıl boyunca buralarda çekilmiş fotoğrafların var mı?” diye sorduğumuzda sert bir ifadeyle “Yok!” diyor. “Yandı gitti hepsi, hiç kalmadı.” diye ekliyor. Hem çok konuşmak, anlatmak istiyor gibi, hem de arada bizi susturma çabasında gibi... Arada bütün samimiyetiyle gülüyor, şakalar yapıyor. Bir an oluyor hüzünleniyor ve uzun uzun dualar okumaya başlıyor. 

Komşular Şaziment Hanım ile yakından alakalı. Özellikle Talat Bey’in eşi belli ki kendisini hiç unutmuyor.  

Torunlarından bahsederken yine gülmeye başlıyor. Birinin adını söylerken diğerini hep unuttuğu için ‘Ona minik kuş diyorum’ diyor gülerek. 

press to zoom

press to zoom

press to zoom
1/2
DSC03806_web.jpg

Domuz Alanı'nda bazıları geçmişe ait olan bazıları ise sonradan dekoratif amaçlı konulmuş, zamanında hayvanların bağlandığı beton yapılar mevcut.

DSC03306_web.jpg
DSCF5789_web.jpg

AYŞEN KURUGÖL

Domuz Alanı’na çıkan dar ve çıkmaz sokaklardan birinde hemen karşınıza yeşil kapılı etrafı yine yeşilliklerle dolu bir ev çıkıyor. 62 numaralı evde yaşayan Ayşen Kurugöl, 1970 yılında doğmuş ve 1992 yılına kadar Ulu Camii’nin bulunduğu sokaktaki evlerinde ailesiyle yaşamış. Ayşen Hanım’ın babası Emin Tonay Üsküp’ten, annesi Binnaz Tonay ise 1935 yılında yine Yugoslavya’dan Bergama’ya göçmüş. Emin Bey’in ilk işi bir berberde çıraklık yapmak olmuş. Sonrasında ustası dükkânı kendisine devretmiş. Üç dört yıl sonra o da kendi çırağına bırakmış berber dükkânını. 1976 yılında Bergama yakınlarında satın aldığı bağda kendi ürünlerini yetiştirip pazarda satarak geçimini sağlamış.

 

Ayşen Hanımlar dört kardeşler. Eski fotoğraflarda ikiz gibi göründüğü kız kardeşinden bir yaş büyük. Erkek kardeşlerinden biri Ulu Camii’nin sokağındaki eski evlerinde yaşamaya devam ediyor.

 

Ayşen Hanım 1992’de evlenmiş ve İstanbul’a göç etmiş. Ayşen Hanım’ın İstanbul hikâyesi eşi Ümit Bey’in ablasının, yaşadıkları bağ evindeki komşularına gelin gelmesiyle başlıyor. Kardeşini ziyarete gelen ve İstanbul’da yaşayan Ümit Bey, Ayşen Hanım’ı görüp talip oluyor ve evleniyorlar. Ayşen Hanım evinin dışında çalışmamış; emeğini kendi ev işlerine vermiş, bir yandan da terzilik yapmış. Dört çocuğu olmuş. Nida, Bergama’da bir markette müdürlük yapıyor; Nihat üniversitede okuyor; Serhat astsubay olarak profesyonel askerlik yapıyor ve en küçükleri Oktay liseye gidiyor. 2019 yılında Serhat Bey’in İzmir’de göreve başlamasını ve Nihat Bey’in de Dokuz Eylül Üniversite’sine girmesini fırsat bilip yeniden ve bu kez ailece Bergama’ya dönmüşler. Ayşen Hanım, o güzel gülümsemesiyle “Bir gittim, beş döndüm.” diyerek anlatıyor. 

 

Ailenin en mühim özelliklerinden birisi müzik konusundaki ilgi ve yetenekleri. Serhat ve Nihat, bağlamadan bateriye çeşitli enstrümanlara hakîmler. Hatta Nihat, İzmir’de sokak müzisyenliği iznini almış ve arkadaşlarıyla kurdukları grupla bir albüm çıkarmışlar. Pandemi kapanması boyunca kendi kendine keman çalmayı da öğrenmiş. Şu anda Bergama’da bu yeteneğini de çeşitli mekânlarda sergiliyor. Abla Nida ise ailenin solisti. Çoğu zaman bağ evlerine gittiklerinde tanıdık ve akrabalarla şenlikli müzik toplanmaları yapıyorlar. Müzisyenlik ailenin geçmişinde de mevcut. Sarı Hüseyin lakaplı büyük dede Bergama’ya ilk geldiği zamanlarda düğünlerde müzisyenlik yaparmış. Özellikle saksafon çalarmış. 

DSCF5880_web.jpg
DSCF5878_web.jpg

Ayşen Hanım'ın annesi Binnaz Tonay

Ayşen Hanım tam bir antika meraklısı. İstanbul’da yaşadığı dönemde de sık sık antikacıları ziyaret ediyormuş.  Evdeki mobilyaları oralardan temin etmiş ve ufak tamiratlarla kullanılır hale getirmiş. Evin her köşesinde biblolar, özenle seçilmiş antikalar ve aksesuarlar mevcut. Pembe ve lila renginde güller, eski fotoğrafların bulunduğu çerçeveler dahil evin en güzel köşelerinde yerini almış. Ayşen Hanım’ın canlı ve samimi karakteri evdeki ufak detaylarda gösteriyor kendisini. 

 

Henüz bir yıl olmasına ve eski bir evi ayağa kaldırmak gibi büyük bir mücadeleyi vermelerine rağmen Domuz Alanı’ndaki hayat aile için oldukça cazip. İstanbul’da Beykoz gibi yeşil bir muhitte yaşamış olsalar bile yine de metropol çılgınlığından uzak olmak onlara huzur vermiş. Burada nefes aldıklarını hissediyorlar. Doğduğu ve büyüdüğü bir yerde çocuklarıyla birlikte yeniden yaşamaya başlamak Ayşen Hanım için bütün sıkıntılara katlanmayı kolaylaştırmış gibi görünüyor. 

DSC03827_web.jpg
DSCF5874_web.jpg
DSCF5867_web.jpg
Kale-Mah.jpg