Kale-Mah.jpg

Akropol yolu üzerindeki Parmak Batıran Caddesi’nden ikinci sola dönülüp Taksim Caddesi boyunca düz ilerlendiğinde, Taş Konak, Les Pergamon ve Aristonicos gibi çeşitli butik oteller geçilerek, mahalle sakinlerinin otopark olarak kullandığı boş arazinin sonunda solda kalan Şazelli Sokağı’na ulaşılıyor. Önceleri bir Rum hastanesinin, sonrasında Kadri İlkokulu’nun bulunduğu ve şimdi otopark olarak kullanılan arazinin karşısında mahalle sakinlerinin ‘maşatlık’ dediği eski gayrimüslim mezarlığını sınırlayan antik duvarın üst kısmında bugün çatısı bir, tapuları farklı tek katlı evler var.

ŞAZELLİ SOKAĞI

Fotoğraflar ve metin:

SEDA TULUN

Şazelli Sokağı’na Taksim Caddesi’nden merdivenle iniliyor. Merdivenin bitiminde tam karşıda, sokağın sol başına denk düşen büyük ve eski paslı kapı, 1970'lerin ilk yıllarına kadar eğitim faaliyetine devam edilen Kadri İlkokulu’nun ve daha öncesinden Rum hastanesinin ayakta kalan son kalıntısı olarak duruyor. Kapının ilerisinde ön tarafı sokağa, arka tarafı eski Kadri İlkokulu'nun boş arazisine bakan metruk bir Rum evi var.

Sokak sağ başta üç katlı bir bina ile başlıyor. Hemen bitişiğinde ise beyaz kireç boyalı, mavi kapısına dışarıdan birkaç basamak merdivenle çıkılan müstakil bir ev bulunuyor. 

Şazelli Sokağı, sarı boyalı ve tek ev gibi görünen ama iki bitişik kapısı olan binadan sonra sağa doğru kıvrılıyor. Sarı boyalı evin duvarında mermer bir levha var. Pergamon Akropolü’nden alınarak kullanıldığı anlaşılan Antik Yunanca ile yazılmış olan levhada, “Mimar/Muhteşem (orijinal metinde ‘tanrısal’ sözcüğü kullanılmış/çeviren) her daim kutsal olan ustalar için, aynı zamanda Genç Nikon olarak da bilinen başmimar I(oulius) Nikodemos* cömertlikle agoradaki peripatosu (yürüyüş yolunu/çeviren) sağlamlaştırdı ve her yönüyle süsledi. Yaşamda tek yararlı iş sadece cömertliktir. ** (Farklı bir çeviriye göre ise son cümle şöyledir: Yaşamda sadece bir tek güzel eser vardır: İyilik yapmak)” yazıyor.

*Nikodemos, antik Roma Dönemi’nin en önemli hekimlerinden Bergamalı bilim insanı ve filozof; deneysel fizyolojinin kurucusu ve dünyanın ilk spor hekimi Galenos’un babasıdır.

** Çeviri: Dr. Tolga Özhan

SedaTulun_SazelliSokak_ (4)_web.jpg

Sokak bu levhanın önünden itibaren hafif bir eğimle yokuşa dönüşüyor. Tam karşıda, sarı demir kapısına üç basamakla ulaşılan kireç badanalı bir ev var. Evin solunda tam bugünlerde el değiştiren tescilli bir taş bina görülüyor. Sağ tarafta ise diğer evlere göre biraz içerde kalan, kapısı beyaz yine kireç badanalı bir ev bulunuyor. Bu noktadan itibaren sokak bu kez sola doğru kıvrılıyor. Soldaki gösterişli Rum yapısı bina, kurumuş çeşmesi ve güzel kapısıyla dikkat çekiyor. Kapının üstündeki mermer levhada “1871 25 Eylül Andreas Haciyannis” yazan bu ev, sokaktaki en büyük yapı. Çocuklar genelde bu evin önünde toplanıyor; oyunlar kuru çeşmenin önünde başlıyor, girip çıkanın olmadığı evlerin merdivenlerinde devam ediyor. 

Tescilli binanın karşısında, demir kapısı mavi ve beyaz boyalı olan, duvar kenarında akşamsefaları bulunan bir ev ve onun da bitişiğinde kapısı tahta, bahçesi büyük, yıkılmaya yüz tutmuş bir ev daha var.

Şazelli Sokağı’na aşağı taraftan, mahalle sakinlerinin Küçük Alan diye adlandırdıkları küçük meydandan girildiğinde taş duvarları kireç badanalı, bahçeli, tek katlı bir ev ile soluk kırmızı duvarlı ve bahçeli iki katlı bir ev göze çarpıyor. Sokağın Küçük Alan ile buluşan bu girişinde kadınlar, evlerin önünde, pandemi nedeniyle eskisinden farklı olarak mesafeli oturup sohbet ediyor. Kimi kadınlarsa kurumaya başlayan akşamsefalarını kökleyip, çaya yetişmek için acele acele tel süpürgelerle sokağı süpürüyor.

Önceki yıllarda bakkaldan aldıkları kartlarla, kendi belirledikleri kurallara göre oyunlar oynayan, kapı zillerine basıp kaçarak eğlenen, okul bahçesinde top koşturan çocuklar, kimi arkadaşlarının mahalleden taşınmış olması nedeniyle artık eskisi kadar eğlenemediklerini söylüyorlar. Sokaktaki çocuk sayısı günden güne azalıyor.

SedaTulun_SazelliSokak_ (1)_web.jpg

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 1

1 numaralı evde Zahide Çelik yaşıyor. Zahide Hanım sokağın en yeni sakini. Paşaköy’den mahalleye taşınalı dört yıl olmuş. 

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 2

Kireç badanalı sokak duvarının kıyıları akşamsefalarıyla bezeli evde 1967 doğumlu Mustafa Alkan ve 1976 doğumlu Ülkü Alkan, dört çocuklarıyla birlikte oturuyor.

Ülkü Hanım bir yandan, sokakta komşuluğun, sıcak ilişkilerin günümüzde de devam ettiğini, çocukların gece gündüz dışarıda oynayabildiğini, kapısını hala kilitlemediğini, bu açıdan çok şanslı olduklarını söylerken bir yandan da evlerin bakımsız kaldığı için satılmasına veya yıkılmaya terk edilmesine üzüldüğünü dile getiriyor.

SedaTulun_SazelliSokak_ (8a)_web.jpg
SedaTulun_SazelliSokak_ (8)_web.jpg

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 3

Boş olan 3 numaralı bahçeli evin tahta kapısı bile çürümüş; ev yıkılmaya başlamış durumda. 

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 4

4 numaralı ev tescilli bir Rum yapısı. Mübadele sonrasındaki yıllarda demirci Rüştü Çelikel ve ondüleci Macide Hanım’ın oturdukları evin sonraki sahibi İsmail Çelik de, restarosyan uzmanı ve yüksek mimar Yüksel Altuğ'a satmış. 2020 yılının ortalarında yeniden el değiştiren yapının son sahibi ise Elif Çelebi. Elif Hanım ve eşi bu evi Bergama'ya yerleşmek ve kültür mirası olarak korumak adına aldıklarını söylüyorlar. 

SedaTulun_SazelliSokak_ (23)_web.jpg

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 5

5 numaralı hanede Terzi Abdül olarak tanınan 1940 doğumlu Abdül Kutlu ile 1944 doğumlu eşi Sevim Kutlu oturuyor.

Abdül Bey, 20 yaşındayken Kosova’daki Mitroviça’dan ailesi ile birlikte taşınmış Bergama'ya. Tek kardeşi olan ablası ise orada kalmış. Mesleğini Kosova’da gittiği Erkek Sanat Okulu’nda öğrenmiş. Bergama'ya gelince kendi dükkânını açmış. Terziliğin o zamanlar çok geçerli bir meslek olduğunu; terzilerin doktorlardan, mühendislerden bile daha saygın olduğunu söylüyor Abdül Bey.

Bir gün dükkânına amca kızı ile evlenmek üzere olan bir damat adayı gelmiş elinde kumaşlarla. Abdül Bey gelinin amca kızı olduğunu duyunca damat adayını dükkânından kovmuş. “Biz Arnavutlar’da evine rahat girip çıktığımız için komşu kızına bile bakılmaz.” diyor Abdül bey. Babasına da kızmış o gün, ‘beni nasıl bir memlekete getirdin’, diye.

Sevim Hanım’ı Abdül Bey’in annesi görmüş, beğenmiş. Ailesi çok daha önceleri Bergama’ya yerleşmiş olan Sevim Hanım’ı istemişler. Düğünleri 1966 yılında olmuş. “54 yıllık evlilik herkese nasip olmaz.” diyor Abdül Bey, “Umarım herkes bizimki gibi bir evlilik yaşar.”

Dünürler ve yeni evli çift 1966 yılında hep birlikte yerleşmişler Şazelli Sokağı’ndaki 5 numaralı eve. Sokak sakinlerinin hepsi, aile büyüklerine yıllarca fedakârlıkla baktığı için büyük bir hayranlıkla bahsediyorlar Sevim Hanım’dan. 

Abdül Bey sokağa yeni gelen komşularının da mahalleye ayak uydurduğunu söylüyor ama eski komşularını, özellikle de demirci Rüştü'yü büyük bir özlemle anıyor. Evlerinin kapısını Abdül Bey’e özel olarak yaptırıp İzmir’den getirmiş demirci Rüştü. “Kendi evlerinin kapısını kendisi yapmıştı ama bizim evin kapısını bana özel yaptırdı” diyor Abdül bey.

Geçmiş yıllarda güç bela ikna edildiği Bergama Belediye Başkanı adaylığı günlerinden aklında Bergama'nın her yerinde asılı fotoğrafları kalmış Abdül Bey’in. 

Sevim Hanım ile Abdül Bey’in ortanca oğlu da aslında terziymiş fakat şimdilerde emlakçılık yapıyormuş. Kendileriyle konuştuğumuz günlerde torunlarının ALES sınavını 5.likle kazandığını büyük bir gururla anlatıyorlar.

SedaTulun_SazelliSokak_ (7)_web.jpg
02AA_web.jpg

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 6

6 numaralı evde yalnız yaşayan Mustafa Düzgüngü oturuyor. 

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 7

7 numaralı ev, 15 numarada yaşayan Hatice Karaipekli’nin gelini Saliha Karaipekli’ye ait tescilli bir taş yapı.

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 8

 8 numarada Necmiye ve Atilla Yayak oturuyor.

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 9

9 numarada Nursel ve Erhan Başkurt, oğulları Ergün Başkurt ile birlikte yaşıyor.

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 10

Sokak sakinleri 10 numaralı metruk evde, 1990’ların ortalarına kadar Deli Namık’ın oturduğunu söylüyor. 

11 numarada ailesiyle birlikte Ahmet Atan oturuyor. 

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 11

11 numarada ailesiyle birlikte Ahmet Atan oturuyor. 

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 13

Geçmiş yıllarda emekli öğretmen eşi Mesude Hanım ve çocukları Sermin ile Reyhan’ın yaşadığı 13 numaralı evin son sakini Fatma Savaşkan (d. 1934) ise 2020 yılının Eylül ayında hayatını kaybetti. Hasta olduğu için görüşümediğimiz Fatma Hanım’ın vefatı sonrasında kızı ve torunu evdeki eşyaları toplarken onun işlediği bir kanaviçe tabloyu (yanda) görmemize ve fotoğraflamamıza izin verdiler.

Bu noktada opera sanatçıları Selmin ve Reyhan Öney kardeşler için bir parantez açalım. Selmin Hanım ve Reyhan Hanım, babaları Halit Beyin vefatından sonra dayıları demirci Rüştü Çelikel’e ait olan boş araziye yapılan 13 numaralı eve taşınmışlar. Baba Halit Bey beyin kanaması sonucu vefat ettiğinde anneleri Mesude Hanım 28 yaşındaymış. Bir daha evlenmeden, üç çocuğuyla hayatına devam etmiş. Mesude Hanım da 2017 yılında vefat etmiş.

Selmin Öney Günöz çocukluğunun sokağından bahsederken bazen hüzünleniyor fakat o günleri anmaktan mutluluk duyuyor. Selmin Hanım mahalledeki Şimşek Bakkal’ı hiç unutamamış. O yıllarda ulaşabildikleri en lüks yiyeceğin pestil olduğunu ve o zamanlar bakkalda teneke içinde satılan bisküvilerin arasına bu pestilleri koyup yemeyi çok sevdiklerini söylüyor.

Selmin Hanım, “Küçük Alan bize göre çok büyüktü. Bütün oyunlarımızı orada oynardık. Sokağın başında duvarında çeşme olan bir ev vardı. O zamanlar sık sık su kesintisi olduğu için biz o çeşmeden evlerimize şişe şişe su taşırdık.” diyor.

Dayısı demirci Rüştü Bey ve çok güzel çaldığı akordeon ile etkileyerek evlendiği ondüleci Macide Hanım’ın evlerinin bodrum katında sokaktan da görülen bir duvar piyanosu varmış. “Evin taşlığa bakan merdivenleri yıkanırken o piyano ıslanırdı; ben için için üzülürdüm. Dayım çocukluğumuzda evimize sık sık gelir radyoyu açar ve bize sürekli yabancı müzik kanalları bulurdu. Opera denk geldiğinde de ‘Bakın bakın, iyi dinleyin! Bu sesleri bu insanlar nasıl çıkartıyor acaba?’, derdi.” diyor Selmin hanım. “Müziğe olan ilgimiz babamdan kalan bir mandolin ve kemanla başladı, abim mandolin ya da keman çalar ben de şarkılarla eşlik ederdim.” diye anlatıyor.

Selmin Hanım lise yıllarında müzik öğretmenin ısrarı ile o zamanlar kültür bakanlığına bağlı olan konservatuar sınavlarına girmiş. Sınavı kazandıktan sonra da yatılı okumuş. Sefa Taşkın'ın belediye başkanlığı yaptığı dönemde İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin genel sanat yönetmeni olan Selmin Hanım, Sefa Bey’in üç otobüs dolusu Bergamalı'yı alıp operaya getirdiğinden gururla bahsediyor. 

Selmin Hanım, ablası Lütfiye Hanım’ın evlendikten sonra İzmir'e yerleştiğini ve PTT’den emekli olduğunu söylüyor. Abisi Reyhan Bey ise 1973 yılında Ankara’daki Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nü bitirmiş. Çorum’un İskilip ilçesine müzik öğretmeni olarak atandıktan 8 ay sonra enstitüye asistan olarak çağrılmış. 1982 yılında açılan İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sınavını kazanan Reyhan Bey uzun yıllar burada çalışarak emekli olmuş.

13 numaralı evleri, 1975 yılında annesi Mesude Hanım’ın o dönem Ankara'da yaşayan Reyhan Bey’in yanına taşınmasından kısa bir süre sonra satılmış. Selmin Hanım, “Bergama bana göre hala İstiklal Meydanı’ndan başlar ve mahalle benim için hala Bergama’nın kalbidir.” diyor.

SedaTulun_SazelliSokak_ (14)_web.jpg

ŞAZELLİ SOKAĞI - NO: 15

Üç katlı binada Nermin ve kız kardeşi Hatice hanımlar yaşıyor. Zemin katta kardeş Hatice Karaipekli, eşi Hüseyin Bey ve oğulları Harun; orta katta ise 1962 doğumlu Nermin Aşkın ve 1955 doğumlu eşi Birol Aşkın oturuyor. Son yıllarda kullanılmayan en üst kat Nermin Hanım’ın annesi Mürvet Hanım’ın evi ancak kendisi hasta olduğu için Balıkesir’de, diğer kızının yanında yaşıyor.

Nermin Hanım ve ailesi bu eve taşınmadan önce yine Kale Mahallesi’nin ‘bodrum üstü’ (Bergama’nın içinden geçen Selinos Çayı’nı örterek şehrin kullanım alanını genişletmek amacıyla Roma Dönemi’nde yapılan tünellerin üstündeki bölgeye verilen isim.) denilen kısmında oturmuşlar. 15 numaralı bina 47 yıl öncesine kadar ahşap bir evmiş. İlk sahiplerinin Bergamalı bir Rum aile olduğu tahmin edilen evin Nermin Hanım’ın babası Erol Çelik’ten önceki sahibi, mahallede Sarhoş Selahattin bilinen kişiymiş ve bahçedeki bir nar ağacında kendini asarak hayatına son vermiş. Erol Bey o günlerde yıkılmak üzere olan ahşap evi alarak şimdiki binayı yaptırmış. Şazelli Sokağı’na taşındıklarında Nermin Hanım 6 yaşındaymış. 

Nermin Hanım, bodrum üstü tarafında otururken 14 Eylül İlkokulu’na başladığı için şimdi tam karşılarında boş arazisi bulunan Kadri İlkokulu’na gitmemiş. Okul binası 1970’lerin başlarında yıkılmadan önce boşaltılmış. Nermin Hanım ailesi ile Şazelli Sokağı’na taşındıktan sonra, arkadaşlarıyla boşaltılan okul binasında saklambaç oynadıklarını, binanın içinde bırakılmış kuyruklu piyanonun tuşlarına basarak ‘hayalet geliyor!’ diye birbirlerini korkuttuklarını hatırlıyor.

Birol Bey eşi Nermin Hanım ile Bergama’nın Kaleardı tarafındaki Kestel Barajı’nın yapımında çalışan abisini ziyarete geldiğinde, Çelik ailesinin kiracısı olan bir arkadaşının evininin boya badanasına yardım ederken tanışmış. 10 gün içinde evlenmeye karar vermişler. 6 Kasım 1978’de İstanbul’a kaçan Birol Bey ve Nermin Hanım, evlenip sekiz ay kadar İstanbul’da yaşamışlar. Fakat şartlar onları Bergama’ya dönmek zorunda bırakmış. “İyi de oldu! Yıllarca kapımızın önünden çeşitli milletlerden insanlar geçti. Evimize buyur ettik. Gelenler, misafirimiz olanlar bizi unutmadı. Memleketlerine dönünce de arayıp sordular.” diyor Birol Bey. Nermin Hanım bir süre turizm işinde çalışmış Bergama’da: “O zamanlarda turist o kadar çoktu ki!” diye araya girerek, yaklaşık 5 yıl boyunca mektup arkadaşlığı yaptıkları bir aileyi anıyor. “Akropolden dönen Fransız bir aileydi. Çok şaşırdılar bizim onları evimizde ağırlamamıza. Uzun yıllar yazıştık ama sonra mektuplar yavaş yavaş bitti.” diyor. Hem sokağa hem Taksim Caddesi’ne hakim balkonlarında misafir ağırlamayı çok sevdiklerini söylüyorlar. Delikli tuğladan duvarları olan balkon Kadri Okulu’nun paslı kapısının tam karşısına denk düşüyor.

Nermin Hanım ve Birol Bey bir yandan pazar yerinde kendi köfte ve balık ekmek arabalarında çalışmaya devam ederken bir yandan da pandemi döneminde yiyecek satışı yapılan arabalara yasak gelebilir, diye düşünerek İstiklal Meydanı’nda kiralayıp Efsane adını verdikleri dükkânlarında aynı işi sürdürüyorlar. 

90’lı yıllarda Nermin Hanım caddeye bakan mutfağında misafirleri için çay hazırlarken, adını hatırlamadığı yaşlı bir kadınının ağladığını duyduğunu anlatıyor: “Ağlayan bir kadın sesi duydum. Camdan dışarı baktığımda 80’li yaşlarındaki teyzeyi gördüm. Neden ağladığını sordum. ‘7 yaşında Bergama’dan ayrılmadan önce buradaki ahşap evde oturuyordum’ dedi. Babamın satın aldığı evi hatırlıyor ve Türkçe konuşuyordu.” Nermin Hanım eve davet etmiş fakat yaşlı kadın uçağa yetişmek zorunda olduğunu söylemiş. Veda etmeden önce de “Evime iyi bakın.” demiş.

Nermin Hanım sokaktaki eski komşularını özlemle anıyor: “4 numarada mübadele ile yerleştirilen demirci ustası Rüştü Çelikel ile eşi ondüleci Macide otururdu. Macide Teyze, Bergama'da kuaför yokken evinde kuaförlük yapardı. Arada biz çocukları sokakta oynarken evin taşlığını süpürmek için çağırırdı. İşimiz bittikten sonra da bir küçük şekerle teşekkür ederdi. 13 numarada emekli bir öğretmenin eşi Mesude ve Selmin ile Reyhan adlarında iki çocukları yaşardı. Selmin ve Reyhan’ın söylediği şarkılar korkuturdu bizi. Çocuk aklı işte…” Meğer ondüleci Macide Hanım’ın yeğenleri, opera sanatçıları Selmin ve Reyhan Öney imiş… 

Gençliğinde mahallede yapılan düğün ve kına gecelerini de keyifle anlatıyor Nermin Hanım: “Kına gecesi eğlencesi bittikten sonra gelin olan arkadaşı saklar, damat evine baskına giderdik. Damadın gelini o kadar arkadaşı içinden ya da saklandığı yerden bulması gerekirdi. Gelin bulunduktan sonra arkadaşları olarak damattan ya da erkek evinden onları gecenin o vakti epey uğraştıracak isteklerimiz olurdu: Tavuk, çerez, içecek, meşrubat… Bu istekler karşılandıktan sonra gelinin evine gelir ve sabaha kadar damadın aldıklarını yiyerek şarkılı oyunlu bir geceye devam ederdik. Ve biliyor musunuz, bu gelenek halen devam ediyor mahallede.” 

Kale-Mah.jpg