Bergama ve çevresini 1919-1922 yılları arasında işgal eden Yunan ordusuna karşı direniş gösteren on dört efeden Adalı Mehmet Efe’nin* torunu Cengiz Kızılık, 1944 yılında Kale Mahallesi’ndeki Turgut Sokak’ta Ahmet ve Fatma Kızılık’ın oğlu olarak dünyaya geldi. 

Cengiz Bey’in dedesinin babası Aydınlı Şerif Efe, Birinci Dünya Savaşı öncesinde görev gereği Midilli’nin Çömlek Köyü’ne (Skalochori) yerleşmişti. Adalı Mehmet Efe burada doğdu. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Aydınlı Şerif Efe Midilli’de mücadele verirken hayatını kaybedince Adalı Mehmet Efe annesi ve kardeşleriyle Dikili üzerinden ilk olarak Kınık tarafına gitmiş ama orayı sevmeyince Bergama’ya geçmişler. Bergama’da Rumların terk etmek zorunda kaldıkları, 1846 yılında inşa edilmiş bir eve yerleşmişler. Hemen bitişiklerine de Cengiz (Kızılık) Efe’nin annesinin dedesi ve babası taşınmış; büyük dedesinin yedi kardeşi de aynı sokağa yerleşince Turgut Sokak’ın adı Adalı Sokak diye bilinir olmuş. Aile mahallede artık Adalı namı ile tanınmaktaymış. Bıçkın bir delikanlı olan Mehmet Efe’nin ilk işi Mustafa Kemal’in milis kuvvetlerine katılmak olmuş.  Ayvalık Kozak tarafında ve Balıkesir Savaştepe’de görev almış. Ailede anlatılan o döneme ait birçok kahramanlık anısı var.

Amcası Saim Efe de Bergama’da görev almış. Saim Efe denetime çıktığı bir gün, Çitköy tarafında bir muhtarın Yunan askerlerine ziyafet hazırladığını görmüş. Bu duruma katlanamayarak yemek kazanını muhtarın başından aşağı geçirmiş.  

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin bulunduğu binanın yerinde Yunan askerlerinin karakol olarak kullandıkları bir bina varmış. Mehmet Efe ve mücadele arkadaşları bir gece karakolu basmışlar. Mehmet Efe’nin o gece el koyduğu bir Yunan subayının belindeki tabanca bugün Bergama Müzesi’nde sergileniyor. 

Kurtuluş Savaşı bittikten sonra Mustafa Kemal Atatürk, Ege Bölgesi’nde görev alan bütün efeleri Ankara’ya davet etmiş. Bergama’dan on dört efe de yola düşmüş. Ankara’ya diğer efelerden daha geç ulaşmışlar. Kapıdaki görevliler efelerin diğer efeler gibi silahlarını bırakıp içeri girmesini istemiş. Bunun üstüne Mehmet Efe “Ben savaşı bu silahla kazandım. Bu silah benim namusumdur. Beni kimse silahımdan ayıramaz.” Demiş ve hep birlikte kapıdan geri dönmeye kalkmışlar. Ancak Mustafa Kemal pencereden, geri dönen efeleri görüp nedenini sormuş. Durumu öğrenince de hemen geri çağrılmalarını emretmiş. Bu duruma sebebiyet verenlerin de onlardan özür dilemesini istemiş. Bu şekilde on dört efe silahlarıyla birlikte girebilmişler içeri. 

"Bu çalışmanın tüm içeriğine ulaşmak için bilgisayardan görüntüleyiniz. 

Bu bölüm mobil görünüme uygun değildir."

00:00 / 00:42

CENGİZ KIZILIK

FOTOĞRAFLAR VE METİN:

ARZU ECE ŞAHİN

03_72dpi.jpg
03_72dpi.jpg
03_72dpi.jpg

Bergama’da Yunanlılara destek veren Cangaroğlu diye bir çiftlik sahibi varmış. Mehmet Efe savaş sırasında onu öldürmüş. Bunu duyan Mustafa Kemal, Cangaroğlu’nun çiftliğini Mehmet Efe’ye vermiş ve ayrıca binbaşı maaşı bağlanmasını söylemiş. Ancak Mehmet Efe maaşı kabul etmeyip bunların savaşta şehit düşen mücadele arkadaşlarının ailelerine verilmesini istemiş.

Aralarında Cengiz Bey’in dedesinin de bulunduğu on dört efe çok yakın arkadaşlarmış. 1950 yılını 1951’e bağlayan yılbaşı gecesi Arap Ali Osman Efe, mücadele arkadaşı Mehmet Efe’yi ve ailesini evine davet etmiş. İki eski dost bütün gece muhabbet edip hasret gidermişler, anılarını yâd etmişler. Savaşta omuz omuza mücadele veren efeler o gece ölüme de yan yana yürümüşler. Sabah olduğunda salonda cansız bedenleri bulunan iki efe bugün Bergama mezarlığında yan yana yatıyormuş.

Cengiz Bey dedesinin yiğitliğine, gözü pekliğine, cesaretine, adaletine hayran. Bu yüzden küçük yaştan beri kılıç kalkan, zeybek** oynamış. Ege Bölgesi’ndeki tüm törenlerde ve geçitlerde dedesinin adını yaşatabilmek için ‘Cengiz Efe’ olarak yerini almış. Beş kez vurulan ama hayatta kalmayı başaran dedesinin İstiklal Madalyası’nı her zaman gururla taşıyor göğsünde. Cengiz Efe büyük uğraşlarla, bugün pandemi dolayısıyla kapalı olan, onursal başkanı olduğu Bergama Kuvayi Milliye Mücahitler Derneği’nin kurulmasını da sağlamış. En büyük hayali Bergama’ya onu savunan efelerin heykellerini yaptırabilmek.

BurcuIsik_CengizEfe_DSC_0385_72dpi.jpg

Cengiz Kızılık okul hayatına 1930’ların başlarında inşa edilen Zübeyde Hanım İlkokulu’nda başlar. İlk iki yılın ardından okulun evlerine uzak olması nedeniyle Kale Mahallesi’ndeki, eski Arrenegogion Ruhban Okulu’nun yerinde faaliyette bulunan Gazi Paşa İlkokulu’na (Günümüzde Les Pergamon adıyla otel olarak kullanılmaktadır.) geçer ve oradan mezun olur. O dönemde evlerinde ne elektrik, ne de su vardır. Çoğu zaman derslerine sokak lambasının ışığında çalışır. Evlerine suyu sokağın iki başında bulunan çeşmelerden teneke kovalarla taşır. Daha sonra Erkek Sanat Okulu’nun marangozluk bölümünde iki yıl eğitim alır fakat okulu bitirmeden ayrılıp Konya Astsubay Hazırlama Okulu’nun sınavlarına girer. Kopya verdiği arkadaşı sınavı kazanıp astsubay olurken kendisi yeterli puanı alamaz. Yıllar sonra Trakya Lüleburgaz’da askerlik yaparken Menemen’e muhafız olarak acemi asker almaya gelir. Nizamiye kapısında nöbetçi astsubayın yıllar önce kopya verdiği arkadaşı olduğunu fark eder. Başından geçenleri beraber gelmiş olduğu üsteğmene anlatır. Arkadaşının önünden geçerken ona bilerek selam vermez. Arkadaşı sinirlenip onu durdurur. “Senin karşında üstün var. Nasıl selam vermeden geçersin?” der. Bunun üstüne üsteğmen “O senin buralara gelmeni sağlayan kişi, asıl senin ona selam vermen gerekir.” diye cevap verir.  O vakit Cengiz Bey’i tanıyan arkadaşı çok duygulanır, boynuna sarılıp ağlar. Cengiz Bey, Menemen’e beraber geldiği üsteğmene Bergama’yı ve Allionai’yı gezdirir. Bu ılıcayı çok sever üsteğmen. Ondan sonra her iki ayda bir Menemen’e acemi asker almaya geldiğinde Cengiz Bey’i de yazdırır listenin başına. Ayşe Hanım özlemle günleri sayar, 59. günde gelir eşi, bir haftayı evinde ailesiyle geçirir.

Astsubay Hazırlama Okulu’nu kazanamayan Cengiz Bey’i, hiç çocuğu olmayan İzmir’deki teyzesi Nebile Hanım o günlerde yanına çağırır. On yedi yaşına kadar, yaklaşık beş yıl kalır teyzesinin yanında. Koltuk üretimi yapan bir marangozhanede çıraklık yapar. Daha sonra Bergama’ya döner ve babası onu İbram Efendi olarak bilinen İbrahim Sayın’ın kahvehanesinde komi olarak işe sokar. Bu kahvehanenin yerinde bugün postane bulunmaktadır. Cengiz Bey çalışırken, garson olan Ayvaz Mehmet’e yardım etmektedir. Ayvaz Mehmet de, Genç Cengiz de eli çabuk, aceleci insanlardır. Bir gün bu sebepten ikisi de ellerinde tepsilerle çarpışıp hemen yanlarındaki havuza düşerler. 

Daha sonra babası Ahmet Bey, Cengiz Bey’i pulluk imalatçısı Demirci Hikmet Usta’nın yanına verir. Ancak Hikmet Usta’yla anlaşamadığı için burada da uzun süre çalışamaz, babasının yanına gider. Babası o zaman çarşıda Dağıstanlı Ahmet’in kahvehanesinde (Günümüzde Çağrı Eczanesi) çalışmaktadır. Kahvehane sahibinin oğlu İsmet Bey mühendistir. Cengiz Bey’in durumuna üzülür ve onu yeni açılan Sümerbank Tekstil Fabrikası’nda sigortalı olarak çalışması için yönlendirir, hatta onun başvuru dilekçesini yazar. Fabrika yeni kurulduğu ve işçi ihtiyacı fazla olduğu için sınavı geçmesi hiç zor olmaz. Böylelikle Cengiz Bey, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nden hemen önce, dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından resmen açılacak son fabrika olan Bergama Sümerbank Tekstil Fabrikası’nda 1959 yılında işçi olarak çalışmaya başlar. Fabrikaya yerleştirilen makinelerin montajına yardımcı olur. Fabrika açıldıktan sonra dokuma bölümünde çalışmaya başlar. Hemen ardından bir süreliğine işten ayrılsa da 1963’te yeniden fabrikadaki işine geri döner ve emekli oluncaya kadar yirmi altı sene burada çalışır. Evlendikten sonra eşini de fabrikaya sokar. Ayşe Hanım da on sekiz sene çalışıp, emekli olur fabrikadan. 

04_72dpi.jpg

Bir rençber kızı olan Ayşe Hanım ile tanışıp anlaşırlar ancak Ayşe Hanım’ın babası kızının evlenmesine rıza göstermeyince 1966 senesinin Nisan ayında kaçarlar ve 27 Mayıs’ta nikâhlanırlar. Cengiz Bey, düğün yapamadığı, eşine gelinlik giydiremediği için hala üzgün olduğunu söylüyor. 

Cengiz Bey ve Ayşe Hanım ilk oğullarını bir buçuk yaşında kaybetmişler. İki sene sonra bu kez bir kız çocukları doğmuş ancak o da çok yaşamamış. Daha sonra üçüncü çocukları Ayşe dünyaya gelmiş. Onu yaşatmak için muskalar hazırlatmış, kurbanlar kesmişler. Korkulan olmamış ve sağlıklı bir biçimde büyüyen Ayşe Hanım turizm sektöründe çalışan Hakan Bey ile evlenmiş. Adnan adında bir oğulları olmuş. Hakan Bey’in kalp krizi geçirip hayatını kaybetmesinden bir süre sonra Ayşe Hanım berberlik yapan yine Hakan adında bir başka gençle evlenmiş. Bu evlilikten de Mustafa Cengiz adında bir oğlu daha olmuş. Talihsizlikler peşlerini bırakmamış ve Ayşe Hanım’ın ikinci eşi de beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetmiş. Ayşe Hanım bugün Bergama’da oğlu Mustafa Cengiz ile beraber yaşıyor. Büyük oğlu Adnan’ın kızı Betül Zümra’yı büyüten gelini Buse’ye destek oluyor. 

BurcuIsik_CengizEfe_DSC_0565_72dpi.jpg

Cengiz Bey, 1964 yılı civarında komşuları Cavit Sarsılmaz’ın sinemalarında (Melek ve Yıldız Sineması) Cavit Bey’e yardımcı olmaya, bazen bilet kesip bazen de makinistlik yapmaya başlamış. Cavit Bey ölene dek on beş yıl böyle devam etmiş. Ayrıca Cengiz Bey, 1962 senesinde Bergama’da çekilen, başrollerinde Birsen Menekşeli ve Can Gürzap’ın oynadığı, “Kahraman Üçler Geliyor” filminde figüran olarak yer almış. Daha sonra Bergama Kalesi’nde çekilen Ayhan Işık’ın oynadığı “ Bağrı Yanık” filminde de küçük bir rolü olmuş. Hatta Avni Dilligil Tiyatrosu Bergama’ya gelip Yıldız Sineması’nda bir oyunlarını sergilerken Cengiz Bey de oyunda garson rolünü canlandırmış. Avni Dilligil onu çok yetenekli bulmuş. O dönemde rejisör Yavuz Yalınkılıç da onu İstanbul’a çağırmış. Filmlerinde oynamasını istemiş. Cengiz Bey anne ve babasına baktığı için bu teklifi kabul etmemiş. 

54 yıldır evli olan Cengiz Bey ile Ayşe Hanım, gençliklerinde en büyük zevklerinden birinin yazlık, kışlık sinemalara gitmek olduğunu söylüyorlar. Cengiz Bey en çok kovboy filmlerini severmiş. Ama güzel bir Türk filmi de geldi mi hemen Bergama’nın yerel gazozlarından özellikle ‘Grapet’leri alır, fındık fıstıkları hazırlayıp eşiyle birlikte locadan izlerlermiş filmi. Mahalleye ilk renkli gazozları muhacirlerden biri getirmiş. Adlarını hatırlamıyor ama bir arabaları ve oksijen basan bir aletleri olduğunu söylüyor. 

Cengiz Bey de eşi de çok yardımsever insanlar. Mahallede darda kalan, yardıma ihtiyacı olan biri olduğunda ellerinden geleni yapıyorlar. Misafirperverler, kapıları her gelene açık. “Biz dedelerimizden, ninelerimizden ne gördüysek onu uyguladık, onu yaptık.” diyen Cengiz Bey aynı zamanda el aldığı dedesinden öğrendiklerini uygulayarak bir nevi lokman hekimlik yapıyor. Yardım isteyenlere şifa vermeye çalışıyor.

BurcuIsik_CengizEfe_DSC_0377_72dpi.jpg

Cengiz Bey’in şair tarafı da var. Bir Bergama aşığı olarak yazdığı şiiri ezbere okuyor: 

“Bir dilber diyarsın, eşin bulunmaz

O zümrüt saçların tel tel Bergama

Ne niyaz bilirsin ne bir parça naz

Ahların her şeye bedel Bergama”

 

Cengiz Bey ve Ayşe Hanım son zamanlarda evlerinde köpekleri Tarçın ve Şıla ile birlikte yaşıyorlar. Akşam oldu mu çaylar demleniyor, konu komşu güzel sohbetler için onların kapısının önünde toplanıyor. Günün en keyifli zamanları bunlar oluyor. Kışlık erzak hazırlıkları imece usulüyle yapılmaya devam ediliyor. Fırsat buldukça ziyaretlerine gelen gelinleri sayesinde bol bol torunları Betül Zümra’yı seviyorlar. On beş yaşındaki diğer torunları Mustafa Cengiz’in okuyup yetiştiğini görmek istiyorlar. 

*Adalı Mehmet Efe ile ilgili detaylı bilgiye, Eyüp Eriş’in Bergama Söylenceleri kitabının 5. bölümünde Söylence Gibi Yakın Tarih- Bergama Efeleri Milis Beyleri başlığı altında ulaşılabilir.

** Zeybek, Batı Anadolu’da (özellikle AydınDenizli ve Muğla illeri ve Ödemiş ilçesi), silahlı ve mevcut düzene değişik nedenlerle başkaldırmış kişilerden oluşan eşkıya gruplarına verilen isimdir. Zeybek gruplarının başındaki kişiye efe denir. Efe, zeybekler arasında kahramanlık yapmış cesur ve mert kişiler arasından seçilir. Zeybekler, efenin emriyle kızanları yetiştirirler. Zeybeklerden eğitim gören, silahlı, onurlu genç erkeklere, kızan denir. Belirli bir zaman kızan olarak zeybeklerden eğitim gördükten sonra zeybek sınıfına alınırlar.

(Wikipedia’dan derlenmiştir. Bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/Efe)

 

Aydın Vakfı’nın internet sitesinde de zeybeklik ile ilgili olarak şunlar yazılıdır: 

Zeybekliğin asıl kökeni 16.yüzyıl sonu ile 17.yüzyıl ortalarına tarihlenen Celali Ayaklanmalarına dayanır. Gerçek anlamını da burada bulur. Yenilgilerle bozulmaya yüz tutan merkezi idare ve halka zulümden başka bir şey getirmeyen yerel vali ve mültezimler ile birlikte köylüler üzerindeki mali yükün ağırlığı, asker kaçakları ile birleşen isyancıların çığ gibi büyümesine yol açtı. Aydın, bu sıkıntıları daha fazla hisseden bir vilayet olarak Celalilerin her zaman etkin olduğu bir yöre olageldi. Bu isyancıların faaliyetleri yoğun olarak Aydın’da hep devam etti. Buna karşın aynı sebeplerle dağa çıkan eşkıyanın gittikçe yöresel niteliklere bürünerek diğer eşkıyadan ayrıldığını ve bir çeşit toplumsal çete haline geldiğini görmekteyiz. Anlatılanlar bellidir; haksızlığa karşı çıkan köylü genci ve zenginden topladığını fakire dağıtan, gençleri evlendiren, köprüleri onaran gönlü tok eşkıya. (Bkz: http://www.aydinvakfi.org.tr/efelikzeybeklik.html)

BurcuIsik_CengizEfe_DSC_0308_72dpi.jpg
BurcuIsik_CengizEfe_DSC_0290_72dpi.jpg
02_72dpi.jpg