Efe Nazım Arslançelik, 6 Ocak 1993’te İzmir, Karşıyaka’da Muhsine Hanım ile Özcan Bey’in ilk çocukları olarak dünyaya gelir. Kökeni anne tarafından Yugoslavya’ya, baba tarafından ise Kafkasya’ya dayan Özcan Arslançelik’in anne tarafından dedesi Ahmet Akıtürk, I. Balkan Savaşı sırasında göçe tabii tutulan Türkler arasındadır. Ahmet Akıtürk ailesi ile birlikte Yugoslavya’dan yola çıkarak ilk önce Selanik’e gider, oradan Anadolu’ya gönderilmek üzere bir trene bindirilirler. Her tren Anadolu’nun farklı bir yerine doğru yola çıkmaktadır. Onların bindiği trenin son durağı Konya olur. Ahmet Bey birkaç yıl Konya’da yaşadıktan sonra, İzmir, Bergama’ya yerleştirmiş olan kardeşi Mehmet Akıtürk’ün yanına gelmeye karar verir. Bergama’da Kale Mahallesi’nde bir ev satın alıp yerleşir; inşaat malzemeleri satan bir nalbur dükkânı açar. Ardından akrabası Zehra Hanım ile evlenirler ve bu evlilikten Özcan Arslançelik’in annesi Kamuran Hanım dünyaya gelir. Kamuran Hanım on sekiz yaşındayken o dönem geçici bir görev için Bergama’da bulunan Orman Bölge Müdürü Nazım Arslançelik ile görücü usulüyle evlendirilir. Çift kısa bir süre Edremit’te yaşar ve daha sonra Nazım Bey Bergama’ya tayin olur. Çocukları Erhan ve Özcan Arslançelik Bergama’da dünyaya gelir. Aile, 12 Eylül 1980’deki askeri darbe sonrasında İzmir’e taşınır.

Özcan Bey 1991 yılında iş için gittiği Almanya’da, ailesi 1965 yılında Adana’dan Almanya, Nürnberg’e işçi olarak gitmiş olan Muhsine İşçitürk ile tanışır. Kısa bir süre sonra evlenirler. Altı aylıkken Almanya’ya gitmiş olan Muhsine Hanım Efe’ye hamile kalınca, çocuğunun kendisi gibi ne Almanyalı ne de Türkiyeli olamamanın sancılarını çekmesin diye Türkiye’ye dönmek ister.  Özcan Bey’in isteği de bu yönde olunca çocuklarını kendi kültürlerinde büyütmek amacıyla Türkiye’ye dönüp İzmir’e yerleşirler.

Dedesinin adını taşıyacak olan Efe Nazım dünyaya gözlerini İzmir’de açar. Dedesi efe oyunlarına ve efelere hayranlık duyduğu için Efe adını da vermiştir torununa.

EFE NAZIM ARSLANÇELİK

FOTOĞRAFLAR VE METİN:

AYFER YILDIZ

AyferYildiz_EfeArslancelik_IMG_1121_72dp

Efe, Aydın’da Adnan Menderes Üniversitesi, Meslek Yüksek Okulu, Mobilya Dekorasyon Bölümü’nde okurken ailesi Bergama’ya taşınır. 2013’te okuldan mezun olduktan sonra Efe de Bergama’ya gelir ancak buraya alışmakta zorlanır. O döneme kadar büyük şehirlerde bulunmuş olan Efe, kasaba olmaktan sıyrılmaya çalışan, büyüme sancıları çeken kentin ortamına hemen alışamaz. Bunun için zamana ihtiyacı vardır; günden güne alışır ve hatta sevmeye başlar. “Kendi ayaklarımın üstünde durmak; hayatın zorluklarıyla tek başıma mücadele etmeyi öğrenmek; kendi gücümün ya da güçsüzlüğümün sınırlarını görmek istedim.” diye anlattığı o günlerdeki düşüncesiyle Bergama’da yalnız yaşamayı seçer.

Önce Bahçe Kafe’de iş bulur kendine. Ardından da Kale Mahallesi’ndeki Soğan Dere Sokak’ta kendi evini tutar. Mahalleyi, sokağını çok sever. Akşam vakitleri kapı önlerinde toplanıp muhabbet eden,  ocakta pişirdikleri yemekleri kendisiyle paylaşan insanlar, sokakta oyun oynamanın tadını çıkaran çocuklar, her köşeden çıkan kediler, köpekler ve tarihi evler Efe’yi mahalleye bağlar. “Hikâyesi olan bir mahalle burası.” diyen Efe, zaman zaman mahalledeki terk edilmiş evlere girip geriye kalan yaşam izlerini seyrettiğini söylüyor. “Duvarlarda asılı bırakılmış resimlerden, fotoğraflardan, çeşit çeşit eşyadan bir müze yapılabilir.” diyor. Çünkü ona göre bütün o eşyaların, evlerin bir hikâyesi var. Mahalleli de yeni gelen genç delikanlıyı sevmiş, kabul etmiş içine. Onunla muhabbetlerini de paylaşmışlar, yemeklerini de.

Bazı akşamlar Efe, mahallenin çocuklarını evinin bahçesine toplayıp, projeksiyondan duvara yansıttığı filmleri izletmiş. Çocuklar bazen yalanlarıyla burnu uzayan Pinokyo’nun maceralarına dalmış, bazen de Heidi ile dağlarda koşturmuş.

AyferYildiz_EfeArslancelik_IMG_1211_72dp

Efe’nin sinema sevdası o günlerden sonra da devam ediyor. 2016-2018 yılları arasında Bergama Kültür Merkezi’ndeki SİNEGAMA’da gişe görevlisi olarak çalışan Efe’nin edebiyatla da arası iyi. Hem okumayı hem de yazmayı seviyor. O dönemde yazdıklarını çeşitli dergilere yolluyor. Öyküleri Bavul, Ot, Kafa ve Alamet dergilerinde yayımlanıyor. 

Babası Özcan Bey’le birlikte, yıllar önce belediye tarafından bir çay bahçesi olarak işletilen ancak sonrasında atıl durumda kalan Akasya Park’ı yeniden canlandırma hayali kuruyorlar. 1980’lerde insanların aileleriyle oturup çay kahve içtiği, sohbet ettiği bu mekâna yeniden hayat vermek, işlerlik kazandırmak isteyen baba oğul girdikleri ihaleyi kazanıp burayı kiralıyorlar. Adım adım yeniden düzenliyor, restore ediyorlar.  Bütün aile her ayrıntı için emek emek uğraşıyor. 

Efe’nin hayalleri ve planlamalarıyla biçimlendirdiği Akasya Park aile dostlarının ve Bergamalılar’ın katıldığı samimi bir tören ile 2018 yılında açılmış. Park bugün insanların yeniden dostlarıyla, aileleriyle gelip yiyip içtikleri, sohbet ettikleri, huzur ve keyif buldukları bir mekân durumunda. Ayrıca fotoğraf sergilerinin düzenlendiği, şiir dinletilerinin, çeşitli canlı performansların yapıldığı bir sanat alanı olarak da kullanılıyor. 2019 yılında Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi’nin düzenlediği “Kendine Ait Bir Yol” adlı psikocoğrafya atölyesinin sergisi burada gerçekleşmişti. Timuçin Şahin yönetimindeki Kolektif Hayal Gücü Orkestrası da çalışmalarını 2020’nin ortalarından itibaren haftada iki gün Akasya Park’ta yapıyor. Parkın sadece bir kafe değil aynı zamanda bir kültür-sanat alanı olmasında şüphesiz Efe ve ailesinin büyük etkisi var.

AyferYildiz_EfeArslancelik_IMG_1942_72dp

Parkın düzenlenme çalışmaları için Akasya Park’ta oldukları bir gün Özcan Bey bahçe tarafında, tekerlekli sandalyeli bir adamın büyük çam ağaçlarından birinin altında ağladığını görünce yanına gidiyor ve kim olduğunu, niçin ağladığını soruyor. Mustafa Koken kendini tanıtıp neden duygulandığını anlatıyor: Yıllar önce Mustafa Bey ailesiyle, bu çam ağacı henüz genç bir fidanken önünde bir fotoğraf çektirmişler. Şimdi serpilip büyümüş olan ağacı görünce anıları canlanmış gözünde ve bu yüzden duygulanıp ağlamaktaymış. Özcan Bey Akasya Park’ı açtıktan sonra ailenin anısına o çam ağacına asmak için fotoğrafı Mustafa Bey’den istemiş. Bugün o fotoğraf havaların güzel olduğu zamanlarda çam ağacının üzerinde sergileniyor.

3_72dpi.jpg
3_72dpi.jpg
3_72dpi.jpg

Akasya Park’ın açılışı ile birlikte Efe, parkın hemen arka tarafındaki Dolapdere Sokak’a taşınmış. Tek katlı evinin küçük ama sevimli bir verandası ve içinde nar ağacı olan küçük de bir bahçesi var. Kapıdan girilince sağ tarafta kalan, evden bağımsız odada Efe’nin en yakın arkadaşı, aynı zamanda çalışma arkadaşı Ömer Gunt (d. Osmaniye, 1980) yaşıyor. Efe ile sekiz yıllık dostlukları var. Geceleri Akasya Park’ı kapatıp eve geldikten sonra birlikte tavla oynuyor, film izliyorlar ve elbette karşılıklı dertleşip sohbet ediyorlar. İkisi de okumayı çok sevdikleri için bazı geceler kendi köşelerine çekilip kitaplarına dalıyorlar. Efe kitaplarına çok düşkün. En sevdiği yazarların başında Sabahattin Ali ve Stefan Zweig geliyor. Şiirin, şairlerin yeri ise apayrı onun için. Dönüp dolaşıp Nazım Hikmet, Edip Cansever ve Turgut Uyar şiirleri okuyor. Son dönemde bir koleksiyon oluşturma hedefiyle özel baskı, ciltli kitaplar topluyor. Şu an elinde Nazım Hikmet’in ve George Orwel’ın özel baskıları var. Efe müzikle de ilgili. Kendi kendine bağlama çalmayı öğreniyor. Müzikle uğraşırken dinleniyor ve huzur buluyor. Bütün bu uğraşlarının yanında bir de ahşap boyama konusunda kendini geliştirmeye çalışıyor.

Akasya Park’ın kapalı olduğu çarşamba günleri Efe o günlerde arabasına atlayıp civardaki ormanlık alanları, köyleri geziyor, fotoğraf çekiyor. Yeni yerler keşfetmeyi çok seviyor. Doğayla, tarihle, sanatla kuruduğu ilişkinin arka planında hayata dair düşünceler var. Hayatı ve insanı anlamak için okuyor, anlatmak için yazıyor. İnsanlığa dair sorunların çözümüne kafa yoruyor ve dahası aktif siyasi hayata atılarak çözüm yollarının üretilmesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Zamanı geldiğinde Bergama Belediye Başkanı olmayı hedefliyor.