1956 yılında Kale Çeşme Sokak’ta dünyaya gelen Fikriye Ertop, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik dönemlerinin tüm anılarıyla hala aynı evde yaşıyor. Kale Çeşme Sokak ve evi tüm değişimiyle onun hafızasında ve ruhunda. Fikriye Hanım’ın anne ve babası da Bergama’da doğup büyümüş. Büyükannesi ve büyükbabası Yunanistan göçmeniymiş fakat onları hiç görmediği için göç hikâyelerini bilmiyor. İlkokula Bergamalı Kadri İlkokulu’nda başlayan Fikriye Ertop, üçüncü sınıfta yaşadığı romatizma hastalığı nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmış. İlkokulu bitirmek için daha sonra sınavlara girmiş ve diplomasını almış. Sürekli bir işte çalışmamış, bazen mevlütlerde, davetlerde yemek yapmış ve yaşamını kendi evinin işleriyle ilgilenerek devam ettirmiş.

Eşi Hasan Ertop ve oğlu Soner ile birlikte yaşadıkları ev önceden Rumlara aitmiş fakat ilk sahipleri hakkında hiçbir bilgileri yok. Kale Çeşme Sokak’taki diğer evler gibi bu ev de iki katlı.  Evlerinin üst katını şu anda kullanmayan aile, alt kattaki iki odada ve daha çok kapı girişlerindeki holde zamanlarını geçiriyor. Evin arka bahçesinde kümes hayvanları ve köpek bakıyorlar. Bahçelerindeki zeytin ve ceviz ağacından hala ürün alıyorlar ve kendi zeytinlerini kendileri hazırlıyorlar. Evin arkaya geçişi sağlayan açık alanında bazen ocak yakıyor, yemeklerini pişiriyorlar. Fikriye Hanım, merdiven çıkamadığı için birkaç yıldır bahçesine giremiyor. 

Hasan Ertop, 1950 yılında Balıkesir, Beyköy’de doğmuş. Ailesi Balıkesir’in yerlisiymiş. ‘Yerlisi olma’ anlamında ‘manav’ kelimesini kullandıklarını söylüyor. Hasan Bey on sekiz aylıkken, 21 yaşındaki annesini kaybetmiş. On yedi yaşında Bergama’ya gelmiş ve akrabaları sayesinde Fikriye Hanım ile tanışmış. Birlikteliklerini “47 yıllık evliliğimiz var. Ne aşk, ne aşk! Bitmez tükenmez bir aşk!” diyerek anlatıyorlar.

13 Nisan 1973 nişanlanan çift, 22 Eylül 1973 yılında Bergama’da evlenmiş. Düğünleri şu an yaşadıkları evde yapılmış. Yemekli olan düğünleri, ilk gün kına, ikinci gün hatim ve üçüncü gün de eğlenceyle sonlanmış. Şu an sokaklarda yapılan yemekli düğünlerin, eskiden ev içlerinde yer sofralarında yapıldığını anlatıyorlar. Davetliler için komşu evler de kapılarını açar ve sofralar komşu evlere götürülürmüş. Fikriye Hanım, nişan elbisesini daha sonra giymeleri için birçok kişiye ödünç verdiğini,  zamanla yıpranan ve bazı kısımları değiştirilen elbisesini hala sakladığını söylüyor. 

FİKRİYE ERTOP

FOTOĞRAFLAR VE METİN:

RABİA BAŞA

RabiaBasa_FikriyeErtop_DSC7772_18X27,5CM
6_72dpi.jpg
RabiaBasa_FikriyeErtop_DSC7765_10,33X16C
RabiaBasa_FikriyeErtop_DSC7837_72dpi.jpg

Evlendikten sonra eşinin işi dolayısıyla İzmir’e yerleşmişler. İzmir, Gültepe’de dokuz yıl yaşayan çift 1980 yılından sonra Bergama’ya dönmüş. Bergama’ya taşınmalarının ardından, kaynak ustalığı yapan Hasan Bey, beş yıl boyunca İzmir’e gidip gelmek zorunda kalmış. Ailesinden ayrı kaldığı o yıllarda çok zorlanmış. Çiftin dört erkek çocuğu var: Taner (1974), Şenol (1975), Ömür (1983), Soner (1987). Ayrıca üç yaşındaki bir kız çocuklarını da İzmir’deki evlerinde çıkan yangında kaybetmişler. Kız çocuklarına olan hasretlerini üzüntüyle dile getiriyorlar. Oğulları Soner dışında diğer çocukları evlenmişler ve iş dolayısıyla Bergama’dan ayrılmışlar, Manisa ve Kınık’ta yaşıyorlarmış. 

3a_72dpi.jpg

Aile albümlerindeki fotoğraflardan, çocuklarının sünnet düğünlerinin mahallede bir şenlik havasında geçtiği anlaşılıyor. “O gün Alman turistler bizim fotoğrafımızı çekmişler sonradan da bize postaladılar.” diyor Fikriye Hanım fotoğrafı gösterirken. “Eski günlerden eser yok!” sözü bu fotoğraflara bakıldıktan sonra daha iyi anlaşılıyor. Artık, evlerinin önüne 15 yıl önce diktikleri dut ağacının gölgesinde eşiyle baş başa kalmışlar. Bu alana ‘Dut Kafe’ diyorlar. “Gölgesinde oturalım; gelen geçen yolcu eğlensin, gölgesinden faydalansın, kuşlar meyvesinden yesin istedik.” dedikleri güzel manzaralı, dut gölgesindeki bu yol kenarı Ertoplar’ın mahalle ile bağlarını sürdürdükleri, nefes aldıkları bir mekân.

Dut Kafe’nin hemen önünün geçmişte ise bir Rum kilisesi* olduğunu söylüyorlar. Kilisenin duvarı yaklaşık üç metreymiş, karşı manzarayı kapatırmış ve evlerinin önü hep gölge olurmuş. Dut ağacının iki üç adım ilerisinde demir kapılı büyük bir girişi, aşağıya inişi sağlayan merdivenleri varmış. Önceden kilise duvarının arkasında bir de çitlembik ağacı yaşıyormuş. Zamanla kilisenin taşları mahalleli tarafından sökülüp ev inşaatlarında kullanılınca kilise yok olmaya başlamış. Fikriye Hanım kilisenin ismini bilmediğini, fotoğrafının da olmadığını söylüyor ve ekliyor: “O zamanlar hiç aklımıza gelmiyordu ki, bugünlere gelinecek de bize sorulacak.” Fikriye Ertop 8 yaşlarında olduğu o zamanlar, kilise duvarı sayesinde gölge olan kapısının önünde oturup oyunlar oynar, ateş yakıp yemek yapar, kardeşlerine bakarmış. 

02z_72dpi.jpg
RabiaBasa_FikriyeErtop_DSC7201_28X40CM_7
RabiaBasa_FikriyeErtop_DSC7690_72dpi.jpg

Fikriye Hanım, Bergama’nın eskiden daha sosyal bir yer olduğunu söylüyor. Çocukken babası Fazıl Bey ile Havuzlu Park’a gider, gün boyu otururlarmış. Park özellikle Kermes zamanı çok kalabalık olurmuş. Adliye binasının karşısına giyim, takı sergileri açılırmış. Kermes Sineması’nda Yeşilçam filmlerini ve Amerikan, Hint sinemasına ait birçok filmi izlemiş. Bergama Lisesi’nin alt tarafına, Anıl Otel’in karşısında o dönem boş olan alana dönme dolap, atlıkarınca kurulurmuş. Çamlığa, eskiden elektrik fabrikasının olduğu bölgeye pikniğe giderlermiş. Dere kenarında kefal balığı tutarlarmış. Kayanın üstüne taşla vurduklarında balıklar kendilerini sudan dışarı atarmış. 

Fikriye Hanım, şeker hastası olduğu için artık evden uzaklaşamıyor, evin içinde de hareket alanı oldukça sınırlı. Zamanını daha çok kapı girişindeki holde ve dut ağacının altında geçiriyor. Fikriye Ertop’a ‘Hanımağa’ diyen eşi ev işlerinde ona yardım ediyor. Birbiriyle bağları kuvvetli olan Ertoplar, mahalleli ile fazla vakit geçirmiyorlar. Ev işleriyle, kendi ihtiyaçlarıyla meşguller.

Geçmişe özlem duyan Ertoplar Bergama’nın daha temiz, bakımlı, sosyal bir kent olmasını; insanların birbirine daha duyarlı olmalarını istiyorlar. Tükettikleri hiçbir şeyin eski tadının olmadığını söyleyen Fikriye Hanım, Bergama’nın yerel lezzetlerinin de yok olduğunu söylüyor. Sakızlı, karanfilli leblebiler, tulum peyniri artık yokmuş, en son gerçek Bergama tulumunu 1987’de yediğini hatırlıyor. 

“Bunları anlatmakla bitiremem, yaşamak lazım, yaşamak lazım!” diyor Fikriye Hanım, “Şöyle arkama baktığım zaman çok güzel anılarım olduğunu görüyorum ama önüme baktığım zaman hiç güzel bir gelecek görmüyorum. Her şey beni endişelendiriyor; yediğimizden içtiğimizden tutun da insanların iki yüzlü olmalarına kadar…”

 

* Fikriye Ertop’un sözünü ettiği kilise Aya Theodoros kilisesidir. Bu kilise Domuz Alanı’nda, batı tarafındaki yokuşla meydana girişin sol yanında, şimdi yerinde boşluk olan ve birkaç servi ağacının bulunduğu yerdeydi. Domuz Alanı’nın adı da Rumlar için Aya Theodoros Meydanı idi. Ahşap olan kilisenin 1922'deki kargaşada yakıldığı, içindeki kıymetli resimlerin çalındığı söyleniyor.