Makbule Çelen, 1934, Bergama doğumlu. 86 yıldır Kale Mahallesi’nde, 60 yıldır ise Domuz Alanı’nındaki, gözünden bile sakındığı asırlık evinde yaşıyor. Gençliğinde tütün tarlasında çalışsa da özellikle evliliği sonrası hiç çalışmamış. Göz ameliyatı dışında, kendi deyişiyle ‘vücudunda herhangi bir arıza oluşmamış’ ama artık yürümekte zorlanıyor ve bu yüzden çok sevdiği evinden dışarıya pek adım atmıyor.

Kale Mahallesi’nin, Kurtuluş Mahallesi kısmındaymış baba evi. Babası Nevrakop göçmeni. Nevrakop günümüzde, Bulgaristan’ın güneybatısında, Yunanistan sınırındaki Pirin Makedonyası’nda bulunan, yaklaşık 30 bin nüfuslu bir şehir. Anne tarafı ise Selanik ve Üsküp taraflarından Bergama’ya gelmişler. Bergama’ya geldiğinde babasına bir ev, bir de fırın verilmiş. Aynı mahallede oturan annesiyle nişanlanıp kısa süre sonra da evlenmişler. Fırınları Parmak Batıran Caddesi taraflarındaymış. O zamanlar mahalle fırınlarında ekmek dışında, börek, çörek, güveç, kurabiye gibi mahallelinin getirdiği tüm yiyecekler pişirilirmiş. Makbule Hanım fırına, Tüccar Şevket Bey gibi mahallelinin zenginlerinin yaşadığı görkemli evlerden büyük tepsilerde ve güveçlerde et yemeklerinin geldiğini hatırlıyor. Babasının, yaşlanınca sattığı fırın artık yerinde yok, yerine evler yapılmış. 

Anne tarafından dedesi zamanında yaprak tütün yetiştirirmiş. Makbule Hanım hiç sigara kullanmasa da, yaprak tütünlerin puro gibi sarılarak içildiğini ve çok değerli olduğunu hatırlıyor. Genç kızlığında 2-3 aylığına tarla kiralandığını, hep beraber gece gündüz o tarlalarda kalarak tütün kırıp balya yaptıklarını, evlerine nadiren banyo yapmak için geldiklerini anlatıyor. 

İlkokul mezunu olan Makbule Hanım, şimdilerde Les Pergamon Otel ve Restoran’ın olduğu bina kompleksinin 19. Yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yirmi yılında Arrenagogion Rum Erkek Okulu ve Cumhuriyet sonrasında Gazi Paşa Okulu olarak kullanıldığı binasında okumuş. İlkokul bitince altı kardeşten Makbule Hanım ile birlikte iki kız, bir de erkek kardeş, Dikili’ye teyze ve dayısının yanına gitmişler. Hiç evlenmeyen ve çocuğu olmayan dayısı onlarla çok ilgilenmiş, zamanında tüm erkek çocukların sünnet törenini bile o yaptırmış. Aşçılıkla uğraşan dayısı Makbule Hanım’ı İzmir’e mal almaya giderken yanında götürürmüş. Yolculuk Dikili veya Ayvalık’tan gemiyle yapılır, geminin yanaşacağı kadar büyük bir iskele olmaması nedeniyle kayıklarla açıktaki gemiye binilirmiş. Dönüşte yanlarında bakır kaplarda envai çeşit gıda, çuvallarda mercimek ve pirinç getirirlermiş. Dayısı yeğenine güvenini, para kesesini Makbule Hanım’a vererek gösterirmiş; yankesicilerden korunmak içinse keseyi kıyafetlerinin içine dikerlermiş. Bu yolculuklarda Makbule Hanım ayaklarını denize doğru uzatıp altlarına bir şilte alarak geminin kenarında oturduğu anları hafızasına kazımış. Çok sevdiği dayısı 47 yaşında şeker hastalığından vefat etmiş. Her sene Dikili’ye gitmelerine rağmen yüzmeyi hiç denememiş Makbule Hanım ama erkek kardeşi Metin çok iyi bir yüzücüymüş. Dikili’de yapılan bayrak yarışlarında, gemideki bayrağı almak için yüzenler arasından genelde Metin birinci gelirmiş.

Makbule Hanım 1955 yılında Bahattin Çelen ile görücü usulü evlenmiş. Bahattin Bey’in ailesi Erzurum’un Hınıs ilçesinden göçerek Bergama’nın Kale Mahallesi’ne yerleşmişler. Bu yüzden Bergama’da Kürt Bahattin olarak biliniyormuş. İstiklal Meydanı’nda, Yıldız Garajı tarafındaki Bahçe Kahvehanesi onunmuş. Bir ara Kirişçiler Sokak’ta da kahvehane işletmiş. Makbule Hanım ile Bahattin Bey’in nişanı eskiden Yahudi Mahallesi olarak bilinen şimdilerde yeniden restore edilmiş haliyle ziyaretçilere açık olan Yabets Sinagogu’nun arkasındaki Çocuk Esirgeme Kurumu binasında, düğünleri ise Cumhuriyet Meydanı’nda faaliyet gösteren, Demokrat Parti döneminde Halkevi’nden Halk Eğitim Merkezi’ne dönüştürülen binada yapılmış. Cuma akşamı kına gecesi yapılan çiftin Kurtuluş’taki evlerinde beş altı sofra yemek verilmiş. 30-35 kadın gelin hamamına gitmiş. Hamamdaki kadınların her biri geline sabun vurmuş; Makbule Hanım’ın deyişiyle, gelenek böyleymiş. Annesi lokma döktürmüş, pekmez ve peynirle beraber göndermiş hamama ki misafirler orada yesinler. Selinos Çayı kenarındaki Patırna Hamamı da denilen Tabaklar Hamamı’na giderlermiş. Tabaklar Hamamı etkileyici mimarisindeki süslemelerle bugün dahi büyük ölçüde ayakta ancak ciddi bir restorasyona ihtiyacı var. 

Kurtuluş Mahallesi’nde yaşamaya başladıkları dönemde ikiz olan ilk çocukları Süleyman ve Recep dünyaya gelmiş. Doğumları hep zor olmuş Makbule Hanım’ın ama ikizler daha da zor doğmuş. İki doktor bir ebe gelmiş eve doğum için. Vakumla alınıyormuş bebekler o zaman. İkiz bebeklerin büyüme sürecinde de bazı zorluklar yaşanmış. Recep bebekliği süresince hep hastaymış, büyüme sürecinde beslenme sıkıntısı yaşadığı için bebeklik fotoğraflarında bile Süleyman, ikizinin neredeyse iki katıymış. Recep Çelen şu an emekliliği dolmasına rağmen halen Bergama’da altın madeninde şef olarak görev yapıyor. Berkant isimli bir oğlu ve Yağız Kerem adında bir torunu var. Süleyman Bey ise baba mesleğini sürdüren tek oğul. Ocakçılık yapan Süleyman Bey, Altınoluk’ta bir çay ocağı çalıştırıyor; annesini ziyaret ettiği dönemlerde Bergama’da da kahvehanelerde çalışmaya devam ediyor.

3dp_72dpi.jpg

MAKBULE ÇELEN

FOTOĞRAFLAR VE METİN:

TUĞBA YILMAZ

01bp_72dpi.jpg

Makbule Hanım ve ailesi, 1960’ların başında Eczacı Sıtkı Bey’den 26 bin liraya satın aldıkları şimdiki evlerine taşınmışlar. Evin alışverişleri çoğunlukla Kınık Caddesi üzerindeki Meyhane Boğazı’ndan yapılırmış. Genelde Arnavutlar’ın mal sahibi olduğu bu dükkânlardan helvacılar ve yoğurtçular özellikle uğranılan yerlermiş; birkaç kahvehanenin de olduğu küçük meydandan kalabalık hiç eksik olmazmış. İlerleyen yıllarda Makbule Hanım’ın siparişleri hamallarla gönderilirmiş eşi Bahattin Bey tarafından. Hamal küfelerinin altına eşi tarafından bırakılan küçük notları Makbule Hanım heyecanla okurmuş. Eve geliş zamanı hakkında bilgiler yazılı olan bu küçük notları Makbule Hanım ilk günkü gibi hatırlıyor. Eve geç geldiğinde sitemde bulunan Makbule Hanım’a hitaben “Makbuş Yüzbaşı, başladın yine tekmil almaya.” dermiş Bahattin Bey. “Şakalarıyla gönlümü alırdı, bir dediğimi ikiletmezdi” diye hüzünlenerek yâd ediyor Kürt Bahattin’i. 

Çok güzel elbiseler giyerlermiş zamanında, kadın terzilerinde farklı renklerde ve desenlerde birçok kumaştan elbiseler diktirirlermiş, “Şimdi nerede o elbiseler!” diye hayıflanıyor. Gençken başı açık olan Makbule Hanım evlendikten sonra eşinin de isteğiyle başörtüsü kullanmaya başlamış. 

İkizleri on yaşına geldiğinde üçüncü oğulları Aynur dünyaya gelmiş. Dokuz sene hamile kalamamış ama nedenini bilmiyor Makbule Hanım. Çocukların ismini hep Makbule Hanım’ın kayınpederi koymuş. “Büyükler ne derse biz onu yapardık” diyor. Bahattin Bey’in babası torunlarından birine ölen oğlu Aynur’un, diğerine kardeşi Süleyman’ın adını vermiş. 

Çocukları ve torunları, pandemi döneminde pek sık ziyaret etmemişler Makbule Hanım’ı. Genelde telefonla görüşmüşler. Biraz sitemde bulunsa da “Benim sağlığımı düşünüyorlardı.” diye ekliyor. Yürümekte zorlandığı için akraba ziyaretleri dışında evin dışına pek çıkmıyor. “Zaten eskiden de çok çıkmazdık gezmelere” diyor. “Bahattin Bey, sadece kendi uygun gördüğü komşulara gitmemi isterdi, akrabalara, düğünlere, mevlitlere götürürdü ama ne Bergama Kermesi’ne gittim doğru düzgün, ne pikniğe gezmelere gittim.” diyor. “Ama ben de pek sevmezdim zaten gezmeyi.” diyerek 23 yıl önce vefat eden eşine saygıda kusur etmiyor. Bahattin Bey’e duyduğu saygı ve sevginin bir diğer göstergesi ise 16 yıl boyunca baktığı iki erkek çocuk. Zamanında üvey annelerinden kaçarak Van’dan gelen iki çocuğa iş vermiş kahvehanede Bahattin Bey. Handa kalan çocuklara acımış, “İki kuruş para kazanıyorlar, onu da hana veriyorlar. Bizim eve alalım onları.” demiş Makbule Hanım’a. Böylece altı erkek yıllarca Makbule Hanım’ın ocağından çıkan yemeklerle doyurmuş karnını.

TugbaYilmaz_MakbuleCelen_IMG_2245_72dpi.

2015 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi, geleneksel olarak her yıl dağıttığı ‘Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri’ kapsamında Makbule Çelen’e ‘Tarihi Yapıda Yaşam’ ödülü vermiş. Bir plaketle onurlandırılan Makbule Hanım o dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından takdim edilen ödülüyle gurur duyuyor. “Kendimden çok bu eve baktım, boğazımdan kıstım bu eve harcadım.” diyor. Evi için sarf ettiği emeğin karşılığını bulmasından büyük bir mutluluk duyuyor. “Bana istediğim restorasyonu yapma yetkisi verdi bu belge.” diyor. Yakın zamanda evde yapılan tadilat onu epey yormuş. Üst katta üç oda, alt katta ise mutfak ve banyo ile bir odanın daha olduğu evin tavanları, mutfak dolapları yenilenmiş. Orjinaline uygun yapılan bu tadilat biraz masraflı olsa da Makbule Hanım’ın içi rahat; ev onun hiç doğmayan kızı gibi. En alt katı bodrum olarak kullanıyor. Kale Mahallesi’ndeki evlerin altında böyle katlar olduğunu söylüyor Makbule Hanım. Pencereleri bile varmış, bazıları mağara gibi olan bu bodrum katlarının. Rumlar birbirleriyle görüşür, malzeme alışverişi yaparmış bu pencerelerden. Türkler ise evlerin bodrum katlarını genelde hayvan bakmak için kullanırmış. 

3c_72dpi.jpg
TugbaYilmaz_MakbuleCelen_IMG_2170_72dpi.
01c_72dpi.jpg

Evin ilk sahipleri olan Rumlar’ın torunlarından biri Makbule Hanım’ı arada ziyaret ediyormuş. Çok iyi Türkçe konuşan ama adını hatırlayamadığı Atinalı misafirinin Cunda Adası’nda da evi varmış ve işin ilginci bu evle ilgili bir kitap bile yazmış ama ne yazık ki misafirinin getirdiği onlarca kitabı sağa sola dağıtınca kendi elinde hiç kalmamış. Geldiği zamanlarda dedesi, annesi ve babasından bahsediyormuş. 

Komşulukların eskisi gibi olmadığını düşünüyor Makbule Hanım. Geçmiş yıllarda Domuz Alanı’nda yolların toprak olduğunu, lakin kendi evi gibi birçok güzel evin olduğunu, hep varlıklı ve hatırlı ailelerin yaşadığını ama şimdi ne o evlerin ne de ailelerin kalmadığını söylüyor. Rumlar’ın yaşadığı dönemde bu alanda domuz yetiştirilen mağaralar olduğunu duymuş. Meydandaki sütunların üzerinde de fenerler olurmuş aydınlatma için. Eski aileler hep Bergamalı ve onlar gibi muhacirmiş. “Artık herkes yabancı.” diyor. Eskiden mahallede hep birlikte 120 yumurtadan makarna yapar, tarhana ovarlarmış komşularla birlikte. Hıdırellezlerde kaleye doğru pikniğe giderlermiş ama mangal için değil. Evde hazırlıklarını yapıp yiyecek içecekleriyle gider, eğlenceli zaman geçirirlermiş. Hıdırellez günlerinde Selinos Deresi’ne inip evler yaparlarmış maketten, iki rekat namaz kılarlarmış bir de gürül gürül akan Selinos’un kıyısında. “Şimdi hiç su yok!” diye hayıflanıyor. Dere kenarında hayıtlar açarmış, kokuları sararmış dere kenarını. Şimdilerde neredeyse kimseyle görüşmeyen Makbule Hanım, evinin önündeki iki çam ağacı, merdivenlerdeki saksı biberleri ve çiçekleriyle ilgilenerek yaşam sevincini koruyor.

TugbaYilmaz_MakbuleCelen_IMG_0735_72dpi.